25 Ekim 2014, 07:43:24

Gönderen Konu: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ ve KIZ İSİMLERİ  (Okunma sayısı 74370 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • BOZO
  • Özel Üye
  • *
GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ ve KIZ İSİMLERİ
« : 05 Ağustos 2008, 22:07:26 »
 A HARFİ

ABAK: (Tür.) Eskiden Türklerde ölmüş ataların yani aba'ların suret ve heykelleri.
ABAKA HAN: (Tür.) Ata Han
ABASIYANIK: (Tür.) Gönlünü kaptırmış, aşık olmuş, vurulmuş, kendin-den geçmiş.
ABAY: (Tür.) Beceri. Sezgi, anlayış, dikkat.
ABAZA: (Tür.) Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk.
ABDAL: (Tür.) 1. Tasavvufta Allah'ın sevgili kulları arasından seçilmiş kırk din büyüklerinin adı. 2. Eskiden tarikatlara bağlı dervişlere verilen ad. 3. Allah'a ulaşma yolunda belli aşamaya erişen kimse.
ABHİZ: (Tür.) 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
ABILAYHAN: (Tür.) Kazak hanı.
AÇA: (Tür.) 1. Amca, ağabey. 2. Başladığı işi bitiren. 3. Güçlü. 4. Büyük.
ACABAY: (Tür.) Ulu, saygın kişi, başkan.
ACAHAN: (Tür.) (Bkz.Aça).
ACAR: (Tür.) 1. Becerikli, hamarat çalışkan. 2. Atılgan. 3. Halk. 4. Yeni, taze.
ACARALP: (Tür.) Büyük yiğit, cesur kişi, korkusuz.
ACARER: (Tür.) Tuttuğunu koparan kimse.
ACARMAN: (Tür.) Becerikli, hızlı, pratik.
ACARÖZ: (Tür.) Özünde yiğitlik bulunan.
ACARSOY: (Tür.) Soyu yigit olan, soydan yiğit olan.
ACUN: (Ar.) Varlık, dünya,kainat, alem, evren.
ACUNAL: (Tür.) Dünyayı fetheden.
ACUNER: (Tür.) Erkekliği, yürekliliği, erliği dünyadan cihana taşmış kimse.
ACUNMAN: (Tür.) Dünyaca tanınmış, çok ünlü.
ACUNSAL: (Tür.) 1. Evreni ilgilendiren, evreni içine alan konu. 2. Evrensel.
ADAHAN: (Tür.) Adanın yöneticisi, hakimi.
ADALAN: (Tür.) Şöhret kazanan, ünü yayılan büyük bir isme sahip olan.
ADANIR: (Tür.) Şöhretli,gösterişli.
ADİL GİRAY: (a.t.i.) Kırım veliahtı.
ADİLHAN: (a.t.i.) Adil yönetici.
AFACAN: (Tür.) Zeki, yaramaz, kabına sığmayan, sevimli.
AFŞAR: (Ar.) 1. Oğuz Türklerinden biri. 2 Hızlı, atılgan.
AFŞİN: (Tür.) Zırh, silah.
AGER: (Tür.) Doğru ve temiz kimse.
AĞA: (Tür.) 1. Büyük, efendi. Ağabey. 2. Amir, reis. 3. Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen unvan. 4. Halkın saygısını kazananlara verilen unvan.
AĞAHAN: (Tür.) Doğu Türkçesinde ağabey anlamında kullanılır.
AĞANER: (Tür.) Temiz, saf kimse.
AĞAR: (Tür.) Beyaz renkli.
AKAD: (Tür.) Doğruluğuyla tanınan kimse.
AKALIN: (Tür.) Alnı açık,suçsuz.
AKALP: (Tür.) Doğru ve
dürüst kişi.
AKALP: (Tür.) Cömert, eli açık.
AKANSEL: (Tür.) Akarsu.
AKAR: (Tür.) Akıp geçen.
AKASOY: (Tür.) Sevilen,
sayılan soydan gelen.
AKAY: (Tür.) Beyaz ay, parlak göründüğü evre.
AKBATU: (Tür.) Yiğit erkek.
AKBATUN: (Tür.) Yiğit erkek.
AKBATUR: (Tür.) 1. Yiğit, kahraman, yürekli. 2. Uygur yazıtlarında geçen bir Türk kahramanının ismi.
AKBAY: (Tür.) Varlıklı, temiz, saygı değer kimse.
AKBEHMEN: (Tür.) Peygamber çiçeği.
AKBİLGE: (Tür.) Bilgili, alim kimse.
AKBOĞA: (Tür.) Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli.
AKBUDUN: (Tür.) Temiz, tanınmış soydan gelen.
AKBUĞ: (Tür.) Tecrübeli, çok savaş görmüş, ak saçlı kimse.
AKBURÇ: (Tür.) Uğurlu bir burçta doğmuş, şansı yaver kişi.
AKÇAN: (Tür.) Temiz yürekli, candan ve samimi insan.
AKCEBE: (Tür.) Beyaz zırh sahibi yiğit.
AKCIVAN: (Tür.) Beyaz tenli delikanlı.
AKÇAKOCA: (Tür.) Temiz ve namuslu erkek.
AKÇALI: (Tür.) Zengin,parası olan.
AKÇAM: (Tür.) Kuzey Amerika'da yetişen bir çam türü.
AKÇAR: (Tür.) İyi ruhlar, çoğu zaman Akçora veya Akçura şeklinde söylenir.
AKÇORA: (Tür.) İyi ruhlar. Manas Destanında bir yiğidin adıdır.
AKDAR: (Tür.) Değerler,kıymetler.
AKDEMİR: (Tür.) Demir gibi güçlü, temiz yürekli.
AKDORU: (Tür.) Doruğu bulutlu dağ.
AKEL: (Tür.) 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse. 2. Dürüst, güvenilir erkek.
AKER: (Tür.) 1. Beyaz tenli, yakışıklı. 2. Saçı, sakalı ağarmış, er kişi.
AKERMAN: (Tür.) Olgun yaşa gelmiş, gün görmüş erkek kişi.
AKERSOY: (Tür.) Er yetiştiren soydan gelen yaşlı, olgun insan, er kişi.
AKGÖL: (Tür.) Beyaz renkli gül.
AKGÜÇ: (Tür.) İşe yarayan güç, düşmanı yenen, yüz ağartan kuvvet.
AKGÜN: (Tür.) Sevinçli gün.
AKHAN: (Tür.) Dürüst hakan.
AKHUN: (Tür.) Sibirya'daki Hun birliğinin IV. yy'da bozulmasından sonra, Hunlarm güneye inen kolu tarafından kurulan devlet.
AKIMAN: (Tür.) Eli açık kimse.
AKIN: (Tür.) Güçlüklerden yılmayan, her engeli aşan.
AKINALP: (Tür.) Akın yapan yiğit.
AKINCI: (Tür.) Osmanlılarda ileri karakol.
AKINER: (Tür.) Akıncı ordularında er olarak görev yapan cengâver genç.
AKINTAN: (Tür.) Tan yeri ağırırken akın yapılması.
AKLAN: (Tür.) 1. Bir dağ sırasının yamaçlarından her biri. 2. Sularım bir denize veya göle gönderen bölge.
AKMAN: (Tür.) 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.
AKÖZ: (Tür.) Özü, sözü doğru kimse.
AKPOLAT: (Tür.) Manas Destanında sözü geçen bir Türk adı.
AKSAN: (Tür.) İyi ve tanınmış kimse.
AKSIN: (Tür.) Temiz, doğru, dürüst.
AKSOY: (Tür.) Asil, temiz soylu.
AKSUNGUR: (Tür.) Bir nevi av kuşu.
AKSÜYEK: (Tür.) Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.
AKŞEMSEDDİN: (t.a.i.) Dinin güneşi.
AKŞIN: (Tür.) l.Azak, akmışı. 2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde doğuştan boya maddesi bulunmayan.
AKŞİT: (Tür.) 1. Kutlu, uğurlu 2. Nur, güneş.
AKTAÇ: (Tür.) Beyaz taç.
AKTAN: (Tür.) Aydınlık, mehtaplı gece.
AKTAR: (Tür.) Aydınlık sabah.
AKTAŞ: (Tür.) Mermer.
AKTAY: (Tür.) Beyaz tay.
AKTEKİN: (Tür.) Temiz huylu yiğit.
AKYIL: (Tür.) Güzel, temiz sene.
AKYİĞÎT: (Tür.) Dürüstlüğüyle tanınmış yiğit.
AKYOL: (Tür.) Doğru, dürüst ve iyi yol.
ALANALP: (Tür.) Fetheden fatih.
ALANGU: (Tür.) Altın geyik.
ALATAN: (Tür.) Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkler.
ALATAY: (Tür.) Derisinde benekler olan tay.
ALATLI: (Tür.) Al atı olan,al ata binen kimse.
ALAZ: (Ar.) 1. Alev, yalaz, ateş dili. 2. Dalga dalga, yol yol, yer yer
ALDOĞAN: (Tür.) Doğan kuşunun kırmızı renklisi.
ALGAN: (Tür.) Alan, fetheden.
ALGIN: (Tür.) 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı. 2. Sevdalı, aşık. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cansız.
ALGUHAN: (Tür.) Çağatay hanlığı hükümdarı.
ALINAK: (Tür.) Güvenilir,doğru.
ALİ HAN: (a.t.i.) Yüce han.
ALİCENGİZ: (a.t.i.) Akla gelmez, şeytanca, umulmadık.
ALKAN: (Tür.) Kırmızı kan.
ALKIM: (Tür.) Gökkuşağı.
ALKIN: (Tür.) 1. Aşık, sevdalı. 2. Övme, el çırpma.
ALKUR: (Tür.) Tümü, herkes, bütün.
ALP: (Tür.) 1. Eski Türklerde pehlivan, cesur, yiğit. 2. Savaşçı.
ALPAGU: (Tür.) 1. Eski Türklerde bir rütbe adı. 2. Eski Türklerde bir kurt adı. 3. Tek başına düşmana saldıran cesur kişi.
ALPAGUT: (Tür.) 1. Kurt. 2. Çiftlik sahibi. 2. Malı mülkü olan.
ALPAĞAN: (Tür.) Cesur,yiğit, kahraman.
ALPAK: (Tür.) Dürüst,kahraman, cesur.
ALPASLAN: (Tür.) Arslan gibi cesur, yiğit, kahraman, savaş adamı. Büyük Selçuklu hükümdarı.
ALPAY: (Tür.) Yiğit, cesur kimse.
ALPAYDIN: (Tür.) Aydın,bilgili ve yiğit kişi.
ALPBİKE: (Tür.) Genç,delikanlı.
ALPDOĞAN: (Tür.) Doğuştan kahraman ve yiğit olan.
ALPER: (Tür.) (Bkz. Alpay).
ALPEREN: (Tür.) Yiğit,bahadır.
ALPERTUNGA: (Tür.) Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı.
ALPGİRAY: (Tür.) Yiğit hükümdar.
ALPHAN: (Tür.) Yiğit, kahraman hükümdar.
ALPKAN: (Tür.) Yiğit soydan gelen.
ALPKIN: (Tür.) Keskin kılıç.
ALPMAN: (Tür.) Cesur, yiğit, kahraman.
ALPSOY: (Tür.) Kahraman, cesur soya mensup olan.
ALPTEKİN: (Tür.) Kahraman şehzade.
ALPTUĞ: (Tür.) Kahramanlığı yiğitliği Tuğla takdir ve taltif edilen.
ALTAN: (Tür.) 1. Hakanlara verilen isim, padişah, sultan. 2. Sabahın güneş doğduğu zaman ki zamanı.
ALTANER: (Tür.) Güneş gibi ışıklarını saçarak kavmini aydınlatmaya yetenekli, güçlü ve ümit veren bahadır.
ALTAY: (Tür.) 1. Altay dağ lan çevresinde yaşayan Türklerin genel adı. 2. Asya'da Batı Sibirya ile Moğalistanı ayıran dağlık bölge.
ALTEMUR: (Tür.) Demir'in kızıllaşmış hali.
ALTINAY: (Tür.) Altın gibi sarı ve parlak ay.
ALTINOK: (Tür.) l.Eski Türklerde iyi nişancılara verilen unvan. 2. Çok değerli ok, hedefini bulan ok.
ALTUNA: (Tür.) Tarihimizde türkülerimize masal ve öykülerimize bağdaş kurmuş Tuna Nehri'nin, güneş batarken sularına akseden ışıkların etkisiyle kıpkırmızı görünüşü.
ALTUNAY: (Tür.) Ay'm sarı renkli hali.
ALTUNÇ: (Tür.) 1. Bakır alaşımı. 2. Al, kırmızı gözlü.
ALTUNER: (Tür.) 1. Altın gibi değerli. 2. Değerli kimse.
ALTUNHAN: (Tür.) Zengin hakan.
ANDAÇ: (Tür.) 1. Bir kimseyi ya da geçmiş bir olayı, olguyu hatırlattığı için saklanan ya da hatırlatsın diye verilen şey. Anmalık, yadigâr, ber-güzar. 2. Önemi nedeniyle bellekte tutulan ya da bir yere yazılan olgular, anılar. Hatırat.
ANDAK: (Tür.) O anda,hemen.
ANGIN : (Tür.) 1. Tanınmış ünlü, ün sahibi. 2. Bayındır.
ANIL: (Tür.) 1. Anılmak. 2. Hatırlanan. 3. Ünlü, meşhur.
ANİF: (Tür.) 1. Şiddetli, sert. 2. Çok yakından geçen. 3. Haşin. 4. Bahsedilen, belirtilen.
APAYDIN: (Tür.) Çok aydınlık, gizli, saklı, karanlık yanı olmayan.
ARAF: (Tür.) 1. Cennet ile cehennem arasındaki yer. 2. Tepe. 3. Adetler, ussuller.
ARAL: (Tür.) 1. Birbirine yakın adlar topluluğu. 2. Orta Asya' da bir göl.
ARBAŞ: (Tür.) Mutlu ve huzurlu baş.
ARBEK: (Tür.) Han ve hakan çocuklarına sarayda hocalık, terbiyecilik eden bilgin kişi.
ARDA: (Tür.) 1. İşaret için dikilen değnek. 2. Çıkrıkçı kalemi. 3. Eskiden bazı çavuşların ellerinde tuttukları değnek. 4. Sonra gelen.
AREF: (Tür.) 1. Anlayışlı ve bilgili. 2. Pek maruf, çok bilinen.
AREL: (Tür.) Dürüst, temiz kimse.
ARGU: (Tür.) 1. İki dağ arası uçurum. 2. Kırgızların en büyük boyu.
ARGUN: (Tür.) 1. Güçsüz, dermanı olmayan, zayıf, çelimsiz. 2. Bir çeşit kaval.
ARGÜN: (Tür.) Temiz, aydınlık gün.
ARHAN: (Tür.) Üstün nitelikli, gururlu bakan.
ARICAN: (Tür.) Doğru, temiz kimse.
ARIÇ: (Tür.) Barış, asayiş.
ARIER: (Tür.) Çalışkan kimse.
ARIKAL: (Tür.) Temiz kal,doğru kal.
ARIKAN: (Tür.) Temiz ve doğru soy.
ARIKUT: (Tür.) Temiz kanlı, soyu, mayası temiz.
ARTMAN: (Tür.) Kötülüklerden temizlenmiş, ruhu, düşünceleri ve davranışları arınmış, dürüst insan.
ARIN: (Tür.) 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, çehre.
ARINÇ:(Tür.) 1. Temiz,saf, arı.
ARISAL: (Tür.) Arı gibi çalışkan kimse.
ARISAN: (Tür.) Temiz,doğru, tanınmış kimse.
ARITAN: (Tür.) Temizleyen, duru duruma getiren.
ARİF: (Tür.) 1. Meşhur, ünlü. 2. Bilgili, irfan sahibi, bilgi sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.
ARKAN: (Tür.) 1. Temiz,arı kandan gelen.
ARKIN: (Tür.) 1. Yavaş, ağır, sakin, uysal. 2. Gelecek yıl.
ARKUT: (Tür.) Temiz,uğurlu, kutlu.
ARSAL: (Tür.) Namuslu,temiz huylu.
ARSEBÜK: (İ.) 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus konusunda titiz.
ARSLAN: (Tür.) 1. Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan. 2. Cesur adam, bahadır. 3. Bir çeşit çiçek.
ARSLANGİRAY: (Tür.) 1. Cesur, korkusuz han. 2. Er.
ARSLANŞAH: (Tür.) 1. Arslan gibi güçlü ve cesur kral. 2. Cesur komutan.
ARSOY: (Tür.) Sanatçı soy.
ARTAÇ: (Tür.) Arkadaş,meslekdaş, dost.
ARTAN: (Tür.) 1. Fayda, yarar. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.
ARTANÇ: (Tür.) ince ruhlu, duyarlı, sanatkâr.
ARTUÇ: (Tür.) Ucu sivri demirle donanmış mızrak.
ARTUK: (Tür.) Selçuklu emiri.
ARZIK: (Tür.) Dindar, sofu.
ASAL: (Tür.) Temel, başlıca, esaslı.
ASALET: (Tür.) Soyluluk,soy temizliği.
ASUTAY: (Tür.) Hırçın tay.
AŞIK: (Tür.) 1. Bir başkasını aşkla seven. 2. Dalgın, unutkan. 3. Tasavvufta Allah'a muhabbet duyan kişi.
ATA: (Tür.) 1. Soyun geçmişte yaşamış ferdi. 2. Vermiş, veriş. 3. Baba.
ATABEK: (Tür.) 1. Devlet idaresinde yetkiye mensup, lala. 2. Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs.
ATABEY: (Tür.) Devlet yönetiminde çalışan.
ATABÖRÜ: (Tür.) Erkek ve yaşlı kurt.
ATACAN: (Tür.) (Bkz. Ata).
ATAÇ: (Tür.) Atalarla ilgili olan, Atalardan gelen.
ATAERGİN: (Tür.) Çocuklarına, torunlarına akıl hocalığı yapabilen, doğru yolu gösterebilen olgun, bilgili ata.
ATAMAN: (Tür.) Olgun, tecrübeli, hanların en yetişkin ve göreneklisi.
ATAKAN: (Tür.) 1. İleri atılan. 2. Her işe giden adam.
ATAKER: (Tür.) Atılgan,korkusuz er.
ATAKLI: (Tür.) Namlı, ünlü, tanınmış.
ATAKOL: (Tür.) Ataların bir kolundan gelen. Aile kolu.
ATAKUL: (Tür.) Atasına hizmet ve saygıda kusur etmeyen, atasına candan bağlı kimse.
ATAKUT: (Tür.) Mukaddes ata, kutlu ata.
ATAL: (Tür.) Atalardan gelen örf, adet ve töreler.
ATALAN: (Tür.) Ata gibi olmak, atalaşmak, ataların yerini doldurmak.
ATALAR: (Tür.) 1. Bireyin kan ve dünürlük ilişkileriyle bağlı bulunduğu, kendisinden önce yaşamış aile ve hısım akraba topluluğu. 2. Bir toplumun ya da toplumsal kümenin geçmiş kuşakları.
ATALAY: (Tür.) Ünlü, şöhretli, namı olan.
ATAMAN: (Tür.) 1. Başkan, önder, lider. 2. Don kazaklarının önderlerine verilen ad.
ATAMER: (Tür.) Mertlik,cesaret, dürüstlük simgesi ata.
ATAN: (Tür.) 1. Keskin nişancı, attığını vuran. 2. Fırlatan, savuran.
ATANÇ: (Tür.) Atalıktan pay almak, atalaşmak, ata tavır ve daranışla-rında bulunmak.
ATANER: (Tür.) (Bkz. Ata).
ATASAGUN: (Tür.) Eski Türklerde hekimlere verilen ad.
ATASAN: (Tür.) Atanı, ceddini sev.
ATASAY: (Tür.) Atalarına saygı gösteren, onları sayan.
ATASOY: (Tür.) Baba soyu, baba kök ağacı.
ATAULLAH: (Tür.) Allah'ın bağışladığı, hediye ettiği, ihsanı.
ATAV: (Tür.) 1. Herkesçe sevilen, öğülen, saygı gören ata. 2. Kabile büyüğü, saygı değer kişi.
ATAY: (Tür.) Bilinen, tanınmış.
ATIF: (Ar.) 1. Çevirme, imale. 2. Birinin işi veya sözü olduğunu ima etme. 3. Yüzünü çeviren. 4. Merhamet sahibi. 5. Beğenen.
ATIL: (Tür.) Girişken olmak, ilerlemek için caba göstermek.
ATILAY: (Tür.) 1. Ünlü, şanlı, şöhretli. 2. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.
ATILGAN: (Tür.) 1. Karşısındaki engeleri aşabilen, atılabilen. 2. Cüretkâr, karşı gelebilen. 3. Hevesli, meraklı.
ATİLLA: (Tür.) 1. Büyük, ünlü. 2. Savaşçı, fatih. 3. Hun Türklerinin büyük hükümdarı. 4. Babacık.
ATKIN: (Tür.) Atılmış: Kumaş dokumasında kullanılan tabir.
ATLAN : (Tür.) Ata binmek.
ATLAS: (Tür.) 1. Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. 2. Büyük harita. 3. Düz, tüysüz. 4. Atlas okyanusu.
ATLIHAN: (Tür.) Ata binmiş, süvari.
AVCI: (Tür.) 1. Bir şeyi elde etmeye uğraşan kimse. 2. Av yapan. 3. Osmanlı Sarayı'nda şikariler diye adlandırılan askeri grub.
AY: (Tür.) 1. Dört hafta. 2.Yılın on iki bölümünden biri.
AYABA: (Tür.) Muham-med Tapar'm oğlu.
AYALP: (Tür.) Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.
AYANA: (Tür.) Saygı.
AYANOĞLU: (Tür.) Belirgin, açık.
AYAŞAN: (Ar.) Başarısı, ünü, şanı yükselen.
AYATA: (Tür.) Eski Türklerde, gökyüzünün ikinci katında oturduğuna inanılan Ay Tanrısı.
AYAYDIN: (Tür.) Ay ışığı, ay aydınlığı.
AYAZ: (Tür.) Soğuk, dondurucu soğuk.
AYBAR: (Tür.) 1. Korku veren. 2. Görkemli, gösterişli.
AYBARAN: (Tür.) Güçlü, kuvvetli, tuttuğunu koparan yiğit, bahadır.
AYBARS: (Tür.) Hun hükümdarı Atilla'nın amcasının adı. Bazı araştırmacılar vaşak anlamını veren oybars şeklinde okumaktadır.
AYBAY: (Tür.) Ay gibi yöresini aydınlatan, servetinden çevresini faydalandıran hayırsever zengin kimse.
AYBEG: (Tür.) ileri gelen, aydın yönetici.
AYBERK: (Tür.) 1. Sağlam ay. 2. Ayrn şimşek gibi parlaklığı. 3. Ay yaprağı, yaprak.
AYBEY: (Tür.) Ay gibi güzel ersiz ve çocuksuz kadın.
AYBİGE: (Tür.) Dolunay, büyük ay.
AYÇETİN: (Tür.) Zor, güç ay.
AYDAR: (Tür.) 1. Perçem, kâkül. 2. Manas destanında adı geçen bir yiğit-
AYDEMİR: (Tür.) Marangozların kullandığı bir keser çeşidi.
AYDIN: (Tür.) 1. Aylı gece.2. Aydınlık, ışıklı, parlak.3. Açık, belirgin. 4. Mübarek, mesut, kutlu, uğurlu. 5. Okumuş,kültürlü, ileri fikirli.
AYDIN AY: (Tür.) Işıklı ve parlak ay.
AYDINALP: (Tür.) Bilgili, yiğit, kahraman kişi.
AYDINEL: (Tür.) İleri, aydınlık ve iyi düşüncele-rifı uygulayıcısı el.
AYDINER: (Tür.) Kültürlü, ileri düşünceli, çağın gereksinimlerini benimseyen er kişi.
AYDINOL: (Tür.) Aydın kişi ol.
AYDINTAN: (Tür.) Şafak vakti.
AYDİNÇ: (Tür.) Cesur, aydın kişi.
AYDOLUN: (Tür.) Dolunay, mehtap.
AYERDEM: (Tür.) Ahlakın övdüğü niteliklere sahip ve ay gibi güzel kimse.
AYGUT: (Tür.) Mükafat, karşılık.
AYHAN: (Tür.) 1. Ayın hakimi. 2. Oğuz'un altı oğlundan biri.
AYKAC:(Tür.) 1. Akıl veren, 2. Söyleyen, konuşan. 3. Ozan, şair.
AYKAN : (Tür.) Asil, soylu, temiz kişi.
AYKUT: (Tür.) 1. Karşılık, ödül. 2. Uğurlu, kutlu.
AYKUTALP: (Tür.) Mükafat veren kahraman.
AYMAN: (Tür.) Ay gibi güzel,
AYSAN: (Tür.) Ay gibi, ayyüzlü.
AYTAÇ: (Tür.) Başa takılan ay, ay şeklinde.
AYTEK: (Tür.) Ay gibi.
AYTEKİN: (Tür.) Ay prensi, ay şehzadesi.
AYTOLUN: (Tür.) 1. Dolunay. 2. Ayın on dördü gibi güzel.
AYTUĞ: (Tür.) 1. Mızrağın ucuna yapılmış, ayın üstüne yapılan tüy. 2. Tuğ, tüy.
AYZER: (t.a.i.) 1. Altın renginde ay. 2. Ay'ın altın renginde olduğu zaman.

B HARFİ

BABA: (Tür.) 1. Birinci dereceden akraba. 2. Koruyucu, velinimet. 3. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Zencilerde görülen saraya benzeyen hastalık. 6. Tekke i büyüğü. 7. Ecdad, Ata.
BABÜR: (Tür.) 1. Hüküm dar, Hindistandaki Türk-Hint imparatorluğunu kuran kişi. 2. Böbürlenme.
BAĞATUR: (Tür.) Cesur, yiğit.
BAĞDAŞ: (Tür.) Dost, yakın arkadaş.
BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Atlama, sıçrayış.
BAĞIŞHAN: (Tür) Bağışlanan şey, bağış.
BAĞLAM: (Tür) 1. Bir koşuttaki dörtlüklerin her-biri. 2. Herhangi bir olayda olaylar, ilişkiler, durumlar örgüsü ya da bağlantısı. 3. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanması, deste, demet. 4. Dilbilgisin-de, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen birim veya birimler bütünü.
BAHADIR: (Tür) Yiğit, cesur.Mete 'nin diğer bir söylenişi, Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.
BAHADIRHAN: (Tür.)(Bkz. Bahadır).
BAKANAY: (Tür.) Gökyüzünde duran ay, açık seçik.
BAKYAZI: (Tür.) Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet.
BALA: (Tür.) 1. Yukarı, yüksek, yüce. 2. Azat. 3. Yedek atı. 4. Çocuk, yavru.
BALABAN: (Tür.) 1. Gürbüz, canlı, cüsseli, insan veya hayvan. 2. Çocuk bekçisi.
BALAMİR: (Tür.) Eski bir Türk kağanı.
BALGAM: (Tür.) Bal gibi tatlı, şirin.
BALDEMİR: (Tür.) Şirin,güçlü, kuvvetli.
BALER: (Tür.) Cana yakın,tatlı dilli kimse.
BALİ: (Tür.) Eski, köhne,koca.
BALÎBEY: (Ar.-Tür.) Osmanlı beylerinden Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
BALİSOY: (Ar.-Tür.) Eski,köklü soydan gelen.
BALKAN: (Tür.) 1. Avrupa'nın Güneydoğu bölgesine verilen isim. 2. Sarp ve ormanlık sıradağları.
BALKAR: (Tür.) 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçakların bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
BALKI: (Tür.) 1. Işık, parıltı. 2. Şimşek. 3. Süslü,güzel, parlak.
BALKIR: (Tür.) Şimşek, pırıltı, ışık.
BALSAN: (Tür.) 1. Çok sevgili, samimi arkadaş. 2. Kardeş.
BANGU:(Tür.) 1. Yankı, gökgürültüsü. 2. Bağırış, haykırış.
BARAK: (Tür.) Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Nizip ve Kilis çevresinde yaşarlar.
BARANSEL: (Tür.-Fars.) 1. Yağmur mevsimi. 2. Yağmur.
BARAY: (Tür.) Ezeli, önce-siz, önce'si olmayan.
BARBAROS: (İtal.) Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya.
BARIK:(Tür.) 1. Yeşillik, çayırlık yer. 2. Sivri tepeler arasında ki uçurum, yüksek kayalıklar-daki çatlaklıklar.
BARIM: (Tür.) Servet,zenginlik, varlık.
BARIN : (Tür.) 1. Güç, kuvvet. 2. Bütün, hep. 3. Moğol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri. 4. Göğüs.
BARIŞ: (Tür.) 1. Dirlik, düzenlik. 2. Savaşsızlık durumu. 3. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh.
BARKAN: (Tür.) 1. Hareketli kumul. 2. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal kütle.
BARKIN: (Tür) Yolcu,gezgin, yolculuk eden.
BARLAS: (Tür.) Savaşçı,kahraman.
BARS: (Tür) 1. Kaplana benzer yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu.
BARTU: (Tür.) En eski Türk kağanlarından biri.
BAŞAK: (Tür.) Sağlam, dayanıklı.
BAŞAR: (Tür.) Başarılı ol,işi sonuçlandır.
BAŞARMAN: (Tür.) Yaptığı işi başarı ile sonuçlandıran.
BAŞAY: (Tür.) Birinci, ilkay.
BAŞBUĞ: (Tür.) Başkumandan, hükümdar.Eski Türklerde orduya kumanda eden komutanlar.
BAŞEĞMEZ: (Tür.) Buyrak altına girmeyen, kişilikli.
BAŞER: (Tür.) (Bkz. Başar).
BAŞKAYA: (Tür.) Kayala-rınbaşı, kuvvetli, güçlü.
BAŞKAYNAK: (Tür.) İlk kaynak, ana kaynak.
BAŞKUR: (Tür.) Türk çadırlarının çevresindeki kanatları örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
BAŞKURT: (Tür.) Ural dağları bölgesinde yaşayan ve Türklerin kıpçak kolundan olan bir boy.
BAŞKUT: (Tür.) Talihli kimse, kutlu.
BAŞOK: (Tür.) Önde olan yiğit.
BAŞOL: (Tür.) Başta ol,önder ol.
BATI: (Tür.) Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler.
BATIBOY: (Tür.) Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
BATIR: (Tür.) Kahraman,yiğit, bahadır.
BATTAL: (Ar.) 1. Pek büyük. 2. Kahraman, cesur. 3. Hantal, işe yaramaz. 4. İşsiz.
BATU: (Tür.) Gücü yeten, üstün gelen, galip.
BATUHAN: (Tür.) Altınor-du devletinin kurucusu.
BATUR: (Tür.) Cesur, yiğit, kahraman, bahadır.
BATURALP: (Tür.) Yiğitler yiğidi.
BATURAY: (Tür.) (Bkz. Ba-tur).
BATURHAN: (Tür.) (Bkz. Batur).
BAYAR: (Tür.) 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
BAYAZID: (Tür.) (Bkz. Ba-yezid).
BAYBARS: (Tür.) Bahri Memlüklerin sultam olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur.
BAYBAŞ: (Tür.) İleri gelen, zengin, saygın.
BAYBORA: (Tür.) Fırtına.
BAYDAK: (Tür.) Bayrak.
BAYDAN: (Tür.) Şımarık,gururlu, kendini beğenmiş.
BAYDAR: (Tür.) Kırım yarımadasında Sivastopal şehrinin güneyinde tar-tada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür. BAYDIR: (Tür.) Kuvvetli,güçlü.
BAYDU: (Tür.) İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
BAYDUR: (Tür.) Kuvvetli,güçlü, cesur.
BAYER: (Tür.) Varlıklı,zengin kimse.
BAYGÜÇ: (Tür.) Güçlü ve zengin kimse.
BAYMAN: (Tür.) (Bkz.Baygüç).
BAYINDIR: (Tür.) İmar edilmiş, mamur.
BAYKAL: (Tür.) Yaban kısrağı. Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
BAYKAM: (Tür.) Doktor,hekim.
BAYKAN: (Tür.) Bay soyundan, zengin.
BAYKOCA: (Tür.) Saygın,varlıklı.
BAYKURT: (Tür.) (Bkz.Baykoca).
BAYKUT: (Tür.) Kutlu, talihli.
BAYKUTAY: (Tür.) (Bkz.Baykut).
BAYMAN: (Tür.) Varlıklı,saygın.
BAYRAM: (Tür.) 1. Neşe ve sevinç günü. 2. Dini bakımdan kutlanması gereken özel gün.
BAYRI: (Tür.) Çok eski zamanda var olmuş, eskiden beri var olan.
BAYRU: (Tür.) (Bkz. Bayrı).
BAYRUALP: (Tür.) (Bkz.Bayru).
BAYRUHAN: (Tür.) (Bkz.Bayru).
BAYSAL: (Tür.) Soylu,şöhretli kimse.
BAYSAN: (Tür.) Zengin,varlıklı, tanınmış.
BAYSU: (Tür.) {Bkz. Baysan).
BAYSUNGUR: (Tür.) Ak-koyunlu hükümdarla
rından olan.
BAYTAL: (Tür.) 1. Bayır, yokuş. 2. Kısrak.
BAYTEKİN: (Tür.) (Bkz. Baytal).
BEDÜK: (Tür.) Büyük,gösterişli, yüce, önemli.
BERATA: (Tür.) İleri gelen ailelerden, soylu, saygın.
BEKDİL: (Tür.) 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin.
BEKSAN: (Tür.) 1. Ünlü, tanınmış. 2. Bey unvanı verilmiş.
BEKTÖRE: (Tür.) Değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
BELEK: (Tür.) 1. Armağan, hediye. 2. Selçukluların emiri.
BELGE: (Tür.) Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
BENGİ: (Tür.) Sonsuz,hep kalacak olan, ebedi.
BEREN: (Tür.) Güçlü,kuvvetli, zekalı.
BERK: (Tür.) 1. Kuvvetli, sağlam. 2. Katı, sert, şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 5. Arı, yaprak, şimşek.
BERKAN: (Ar.) 1. Parlama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu kürkü.
BERKANT: (Tür.) Bozulmaz, güçlü, yemin.
BERKE: (Tür.) 1. Kama. 2.Altınordu hükümdarı.
BERKEL: (Tür.) Güçlü el.
BERKER: (Tür.) Sağlam ve güçlü kişilikli.
BERKÎ: (Tür.) Şimşek gibi parlak olan. B
ERKİN: (Tür.) Sağlam,güçlü, kuvvetli.
BERKKAN: (Tür.) Sağlam soydan gelen.
BERKMAN: (Tür.) Sağlam,kuvvetli, kişilikli.
BERKSAN: (Tür.) Güçlü tanınan kimse.
BERKSOY: (Tür.) (Bkz.Berksan).
BERKSU: (Tür.) Soğuk ve keskin su.
BERKÜN: (Tür.) Güçlü,sağlam tanınmış.
BETİK: (Tür.) Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
BETİM: (Tür.) 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz yada yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi yada heykeli.
BEYBOLAT: (Tür.) Çelik gibi güçlü, saygın.
BEYREK: (Tür.) 1. Çok nazik, çok kibar efendi, bey. 2. Hüzünlü.
BEYTÖRE: (Tür.) Adetleri uygulayan.
BEYZADE: (Tür.) 1. Bey oğlu. 2. Soylu kimse.
BİLAN: (Tür.) Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
BİLEK: (Tür.) Güç, kuvvet.
BİLEN: (Tür.) Bilgili, anlayışlı.
BİLGEHAN: (Tür.) Göktürk Hakanı.
BİLGEKAĞAN . (Tür.) Göktürk hakanı.
BİLGEKAN: (Tür.) Bilgili soydan gelen.
BÎLGER: (Tür.) Akıllı, bilgili, bilgiye sahib.
BİLGİN: (Tür.) Bilgili kişi.
BİLMEN: (Tür.) Bilen, anlayan.
BİNALİ: (Tür.) Ali'nin oğlu.
BİNALP: (Tür.) Yiğitler.
BİNKAN: (Tür.) Soylu kanlar.
BİRANT: (Tür.) Tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.
BİRAT: (Tür.) 1. Asil, soylu bir aileye mensup. 2. tik erkek çocuğuna verilen isim.
BİRCAN: (Tür.) Eşsiz, tek.
BİRDAL: (Tür.) Bir tane,tek.
BİRGE:(Tür.) 1. Kamçı. 2 Beraber.
BİRGİT: (Tür.) Birleşmiş,birlik olmuş.
BİRHAN: (Tür.) Tek yönetici.
BİRKAN: (Tür.) Soylu.
BİRMEN: (Tür.) Benzeri olmayan.
BİROL: (Tür.) Tek olmak.
BİRTAN: (Tür.) Bir tane,tek.
BORAN: (Tür.) Rüzgar, şimşek, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi.
BOYLAN: (Tür.) Kibirli,gururlu.
BOYRAZ: (Tür.) Kuzey rüzgarı.
BOYSAN: (Tür.) Yakışıklı delikanlı, uzun boylu.
BOYSEL: (Tür.) Uzun boylu.
BOZBEY: (Tür.) Kır beyi,
BOZBORA: (Tür.) Fırtına.
BOZDOĞAN: (Tür.) Bir şahin türü.
BOZER: (Tür.) Beyaz tenli.
BOZKURT: (Tür.) Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.
BOZUN: (Tür.) 1. Büyük Selçuklu emirinin adı. 2. Sürülmemiş tarla.
BOZYEL: (Tür.) Yağmur getiren lodos rüzgarı. BÖKE: (Tür.) 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, başkan. 3. Kabadayı. 4. Güreşçi, pehlivan.
BUDAK: (Tür.) 1. Ağacın dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalın gövde içindeki sert bölümü.
BUĞRA: (Tür) 1. Büyük erkek deve. 2. Turna kuşu, turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarından birinin lakabı.
BUĞRAHAN: (f.t.i.) X. yy'da Türk hükümdarlarından bir çoğuna verilen unvan.
BULAK: (Tür.) Kaynak,çeşme, pınar.
BULUT : (Tür.) Gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi.
BURÇ: (Ar.) 1. Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı. 2. Yuvarlak bina. 3. Tek hisar.
BURKAN: (Tür.) Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad.
BUYAN: (Tür.) 1. Mutluluk, talih. 2. Sevab.
BUYRUK: (Tür.) 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı güç. 2. Egemen. 3. Emir. 4. Kendi başına hareket eden.

C-Ç HARFİ

CANER: (Tür.) Genç, dinamik, canlı, delikalı.
CENGİZ: (Tür.)Dengiz- Deniz
CEYHAN: Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir.
CEYHUN: (Tür.) 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
COŞKUN: (Tür.) 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşırı hareketli..
CUMALİ: (Tür.) Cuma günü doğan çocuk.
ÇAĞATAY: (Tür.) 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine verilen ad. Çağatay Han: Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını uygulamaktaydı. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hıristiyan dostu olarak bilinirdi.
ÇAĞRI: (Tür.) 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı Bey: Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul Bey'in kardeşi. Çağrı Bey müslüman olduğunda Davud ismini almıştır.
ÇELEBİ: (s.) 1. Efendi, nazik. 2. Şehir terbiyesi görmüş, okur yazar, tahsilli. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi gibi.
ÇELİK: (Tür.) 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü, kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇETİN: (Tür.) 1. Sert, elde edilmesi zor, müşkil. 2. inatçı, azimli.
ÇEVİK: (s.) Hızlı, hareketli, durmayan.
ÇIDAM: (Tür.) Sabır etmek, tahammül. ÇINAR: (Tür.) Çınar ağacı.

D HARFİ

DEMİR: (Tür.) Dayanıklı, mavimsi esmer renkli bir maden.
DEMİRHAN: (Tür.) Güçlü hükümdar.
DEVRİM: (Tür.) 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. İnkılap, Köklü değişiklik. 3. Eskiyi kaldırıp yeniyi yerine koymak. 4. İhtilal.
DİKMEN: (Tür.) 1. Dağların en yüksek yeri. 2. Koni biçiminde sivri tepe. 3. Yayla.
DİNÇER: (Tür.) Kuvvetli, genç, yiğit.
DİRSEHAN: (Tür.) Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahib olan kahramanın adı.
DOĞAN: (Tür.) Yırtıcı bir kuş.
DURMUŞ: (Tür.) (Bkz. Dursun).
DURSUN: (Tür.) Durmak, kalmak.

E HARFİ
EDGÜ: (Tür.) İyi.
EDİZ:(Tür.) 1. Yüksek yer. 2. Ulu, büyük, yüce, değerli.
EFE: (Tür.) 1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Cesur, kahraman. 3. Kabadayı.
EGE: (Tür.) 1. Bir çocuğu koruyan, sorumlu olan. 2. Büyük, ulu.
EMRAH: (Tür.) Anadolu saz şairlerinden.
EMRE: (Tür.) Aşık, vurgun.
ENES: (Tür.) 1. insan. 2. Enes b. Malik: Rasûlallah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerden-dir.
ENGİN: (Tür.) 1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Değer ve fiyatı düşük olan. 3. Yüksekte olmayan, alçak yer. 4. Açık deniz.
ERALP: (Tür.) Yiğit erkek.
ERCAN: (Tür.) Canlı, diri,sağlıklı erkek.
ERDEM: (Tür.) 1. Hüner, becerik. 2. Fazilet. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal durumu.
ERDİNÇ: (Tür.) Duru,kuvvetli erkek.
ERDOĞAN: (Tür.) Yiğit doğan.
EREN: (Tür.) 1. Yetişen, ulaşan. 2. Cesur, yiğit kişi. 3. İyi yetişmiş kişi. 4. Koca, zevç. 5. Kişi, şahıs. 6. Ermiş.
ERGİN: (Tür.) 1. Olmuş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan kimse.
ERGÜN:(Tür.) 1. Yumuşak, uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.
ERKAL: (Tür.) Erkek olarak kal, adam ol.
ERKUT: (Tür.) 1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.
ERMAN: (Tür.) 1. istek, arzu. 2. Pişman olma.
ERSAN: (Tür.) 1. Adıyla, sanıyla, ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü.
ERSÖZ: (Tür.) Yiğit sözlü.
ERTEKİN: (Tür.) Soylu erkek.
ERTUĞRUL: (Tür.) Doğru, dürüst, yiğit. Ertuğrul Gazi: Osmanlı Hanedanı'nın kurucusudur.

G HARFİ


GENCER: (Tür.) Taze, körpe, yiğit.
GİRAY: (Tür.) Kuvvetli, güçlü. Kırım hanları tarafından kullanılan unvan.
GÖKALP: (Tür.) Göklerin yiğidi bahadır.
GÖKSEL: (Tür.) Semavi,gökteki ahenk.
GÖKTÜRK: (Tür.) Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kişi.
GÜRBÜZ: (Tür.) 1. İri, kuvvetli, büyük, cesur.2. İyi yetişmiş.3. Sağlıklı.
GÜRHAN; (Tür.) 1. Hanlar hanı.
GÜRKAN: (Tür.) 1. Gelişmiş, taze, genç, hareketli. 2. Bol kan.
GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. Yüreklilik, cesaret. 3. İnanma, bağlanma.

H HARFİ


HASBİ: (Tür.) isteyerek ve karşılık beklemeden yapılan.
HINCAL : (Tür.) Öç almak.

I-İ HARFİ


İLGAZ: (Tür.) 1. Atın dört-nalla koşması, çok hızlı koşması. 2. Akın, hücum etmek. 3. Batı Karadeniz'deki dağ kütlesi. 4. Çankırı'nın ilçesi.
İLBEY:(Tür.) Vali.
İLKER: (Tür.) İlk doğan çocuk.
İSTEMÎHAN: (Tür.) Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı.

K HARFİ

KAAN: (Tür.) 1. Eski Türklerde ve Moğollarda imparatora verilen ad. 2. Hükümdar, hakan.
KARACA: (Tür.) 1. Geyikgillerden küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 2. Üst kol. 3. Rengi karaya çalan, esmer.
KARTAL: (Tür.) 1. Kartalgillerden, Siyah tüylü, kırık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı, büyük yırtıcı kuş. 2. Yeniden dirilmek, güçlü olmak.
KAYA: (Tür.) 1. Kayalık sarp dağ. 2. Büyük ve sert taş kütlesi.
KAYHAN: (Tür.) Sirt, güçlü, kayaı bile delecek güçlü sesi olan.
KAYIHAN: (Tür.) Güçlü hükümdar.
KIVANÇ: (Tür.) 1. Övünen, güvenen. 2. Sevinç, memnuniyet.
KORKUT: (Tür.) 1. Büyük dolu tanesi. 2. Şeytan, cin. 3. Korkusuz, heybetli.
KOKSAL: (Tür.) Yer altında geniş bir alana dağılan kök.
KUBİLAY: (Tür.) Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.Kendisi Moğol adı Türkçedir.
KUTAN: (Tür.) 1. Saka kuşu. 2. Saban. 3. Dua, yalvarma.
KUTAY: (Tür.) 1. Mübarekay. 2. Bir sultanlık.
KUTLU: (Tür.) 1. Uğurlu , hayırlı. 2. Bahtiyar, mesut. 3. Mübarek.
KÜRŞAD: (Tür.) Eski Türklerde yiğit, alp.

L HARFİ

LACÎN:(Tür.) 1. Bir cins şahin. 2. Şiddetli. 3. Yalçın, sarp.

M-N HARFİ


MEHMET: (Tür.) Muhammed isminin türkçesi-dir. (Bkz. Muhammed).
METE: (Tür.) Büyük Türk-Hun imparatoru.
MUTLU: (Tür.) Uğurlu,bahtiyar, talihli.
NURTEKİN: (a.t.i.) Aydın ve güvenilir, emin.

O HARFİ


OFLAZ: (Tür.) 1. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 2. Becerikli. 3. Eflatun rengi. 4. tşe yarar uygun. 5. Cesur kabadayı. 6. Tam, iyi, güzel, eksiksiz.
OGÜN: (Tür.) Anımsanan belirli bir günde doğan.
OĞUZ: (Tür.) 1. tyiyaratı-lışlı, saf, mübarek. 2. Genç, sağlam, kuvvetli. 3. Anlayışı kıt. 4. Tosun, köylü. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
OĞUZALP: (Tür.) Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.
OĞUZER: (Tür.) Oğuz er.
OĞUZHAN: (Tür.) 1. Yiğit han, hakan. 2. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.
OKAN: (Tür.) 1. Öğrenme, anlama, anlayış. 2. Oğuz, tanrı.
OKAY: (Tür.) 1. Şans, talih, baht. 2. Şanslı, talihli. 3.Beğenme. 4. Satürn gezegeni.
OLCAYTU: (Tür.) Şanslı, talihli.
OLGUN: (Tür.) Yetişmiş, iyi gelişmiş.
ONGUN: (Tür.) l.Tam, eksiği olmayan. 2. Bol, verimli, bayındır. 3. Kutlu, beğenilen, mutlu. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gürbüz, gelişmiş.
ONUKTEKİN: (Tür.) Sevilen, sayılan, güvenilir, emin insan.
ORÇUN: (Tür.) Ardıllar, halefler.
ORHAN: (Tür.) 1. Şehrin hakimi, yöneticisi. 2. Orhan Gazi: Osmanlı imparatorluğunun ikinci padişahı.
ORHUN: (Tür.) 1. Orta Asya'da bir ırmak. 2. Yüksek, yüce Hun. 3. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
ORTAÇ: (Tür.) 1. Ozanların bulunduğu tepe. 2. Mirasçı. 3. Veliaht. 4. Sıfat fiiller.
OSMAN: (Tür.) 1. Bir tür kuş ya da ejderha. 2. Hz. Muhammed (s.a.s)'in damadı ve Hz. Ömer'den sonra devlet başkanı olan III. Halife. Osman Gazi: Osmanlı devletinin kurucusu.
OZAN: (Tür.) 1. Şakacı, tatlı, güzel konuşan. 2. Şair, şiir yazan.


ÖCAL: (Tür.) Yapılan kötülüğün acısına çıkarmak, öcünü almak.
ÖKKEŞ:(Tür.) 1. Bir dağ adı. 2. Erkek örümcek.
ÖKTEM: (Tür.) Şerefli, güçlü, korkusuz, gösterişli.
ÖNDER: (Tür.) Bir davada, fikri, siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, şef, lider.
ÖNER: (Tür.) 1. Başta gelen, önde gelen. 2. Sıra. 3. Yön.
ÖYMEN: (Tür.) Evine bağlı, evcimen.
ÖZALP: (Tür.) Özünde yiğit olan kimse.
ÖZAY:(Tür.) Parlak, aydınlık, özü ay gibi temiz olan.
ÖZBERK: (a.f.i.) Özü güçlü kimse.
ÖZBEY: (Tür.) (Bkz. Öz-bay).
ÖZBİR: (Tür.) Asıl, soy, temel birliği.
ÖZCAN: (Tür.) içten, samimi, candan.
ÖZDEMlR: (Tür.) Özü demir gibi güçlü olan.
ÖZGÜR: (Tür.) 1. Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. 2. Bağımsız, hür, tutuklu olmayan.
ÖZHAN: (Tür.) Hükümdar soyundan gelen.
ÖZKAN: (Tür.) Soylu kimse, temiz kan.
ÖZKUL: (Tür.) Hakkıyla ibadet eden kul, gerçek kul.
ÖZMEN: (Tür.) Sağlam kişilikli, özü iyi olan.


P HARFİ

PAKER: (f.t.i.) İyi, temiz, dürüst kimse.
PALA: (Tür.) Geniş ve kısa kılıç.
PALAZ: (Tür.) 1. Güzel, gürbüz, canlı, şişman. 2. Dağınık. 3. Kuş yavrularının civcivlikten sonraki durum.


S-Ş HARFİ


SALTUK: (Tür.) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk.
SANCAR: (Tür.) 1. Kısa kama. 2. Saplar, yener, batırır. 3. Selçuklu sultanlarından birisinin adı.
SANER: (Tür.) Tanınmış, ünlü kimse.
SARUHAN: (Tür.) Ha-rizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruha-noğulları beyliğinin kurucusu.
SAVAŞ: (Tür.) iki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, harb. Doğuş, kavga, mücadele, uğraş.
SEÇKİN: (Tür.) Mümtaz, seçilmiş, ayrılmış, benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış.
SELÇUK: (Tür.) 1. Güzel konuşabilen.2. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı.
SERDAR: (Fars.) 1. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan. 2. Başkumandan.
SERGEN: (Tür.) 1. Yorgun, perişan. 2. Tepelerdeki düzlük yer. 3. Laf.
SEZGiN: (Tür.) Sezme yeteneği, anlayışlı.
SONER: (Tür.) Bir iş, bir uğraşta ümit beklenen son kişi.
SÖNMEZ: (Tür.) Her zaman canlı olan, aydınlık olan, parlaklığını yitirmeyen.
SÜMER: (Tür.) Mezopotamya'da yaşamış bir kavim. Uygarlıkta çok ileri gitmiş eski bir millettir.
ŞAHBEY: (f.t.i.) Yüce, saygın, üstün nitelikli.
ŞAHİN: (f.t.i.) Yırtıcı bir kuş.
ŞENER: (f.t.i.) Neşeli, şen kişi.

T HARFİ



TAMER: (Tür.) Her yönüyle eksiksiz gerçek yiğit.
TAN: (Tür.) Güneş doğmadan önceki alaca karanlık.
TANER: (Tür.) Şafak gibi
aydınlık, yiğit kişi. TANJU: (Tür.) Çinlilerin Türk hakanlarına verdiği isim.
TANZER: (Tür.) Altın renginde, sarı tanyeri.
TARHAN: (Tür.) 1. Eski Türk kavilerinde demirci, tacir gibi zanaatçıların şeflerine verilen unvan. 2. Moğollar zamanında devlete hizmeti dokunan komutanlara, büyük memurlara, arazi sahiplerine ve tacirlere verilen bir imtiyaz ve şeref rütbesi.
TÂRİK: (Tür.) Sabah yıldızı, venüs.
TARKAN: (Tür.) 1. Ayrıcalıklı. 2. Dağınık, perişan.
TAŞKIN: (Tür.) 1. Taşmış durumda olan. 2. Sel. 3. Aşırı.
TAYFUN: (Tür.) Büyük Okyanus ve Çin denizinde görülen bir büyük fırtına.
TAYFUR: (Tür.) l.Tayfuri-ye tarikatının kurucusu. 2. Bir tür kuş.
TAYGUN: (Tür.) Tayvari, tayımsı, çok genç ve zinde, tay gibi çevik.
TAYYİB: (Ar.) İyi, hoş, güzel.
TEKiN: (Tür.) 1. Boş, ıssız. 2. Rahat, sakin, uslu. 3. Uyanık. 4. Tek. 5. Uğurlu. 6.Hakan oğlu
TEMÜR: (Tür.) Demir.
TEOMAN: (Tür.) Hun Hakanı Mete'nin babası.
TERCAN: (Tür.) 1. Genç, dinamik. 2. Kırmızı buğday.
TEZER: (Tür.) Çevik, hızlı kimse.
TÎMUÇİN: (Tür.) 1. Moğol
imparatorluğunun kurucusu Cengiz'in asıl adı. 2. Sağlam, katı demir.
TİMUR: (Tür.) Timur imparatorluğunun kurucusu. Fırat nehrinden Hint Okyanusu'na kadar uzanan çok geniş bir bölgeyi hükmü altına aldı. 1402 yılında Ankara savaşında Yıldırım Bayezıt'ı yendi.
TOKTAMIŞ: (Tür.) Bir yere yerleşmiş.
TOLGA: (Tür.) Demir harp başlığı. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık. Miğfer.
TORAMAN: (Tür.) Tombul, iri, genç irisi.
TOROS: (Tür.) Anadolu-nun güneyinde bulunan ve uzantıları Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya doğru uzanan dağ sistemi. TORUMTAY: (Tür.) Yırtıcı bir kuş.
TOSUN: (Tür.) 1. Erkek dananın sütten kesildiği andan ilk süt dişini kaybettiği zamana kadar aldığı ad, genç boğa. 2.Tıknaz, sıhhatli delikanlı.
TOYCAN: (Tür.) Çok genç ve tecrübesiz olan.
TUFAN: (Tür.) 1. Nuh peygamber zamanında yağdığı ve bütün dünyayı su baskım altında bıraktığı anlatılan zorlu yağmur. 2. Zorlu yağmur.
TUĞRUL: (Tür.) 1. Gagası ve pençeleri çok güçlü, akbabaya benzeyen mitolojik bir kuş. 2. Büyük Selçuklu devletinin kurucusu. Selçuk beyin torunu ve Mikail beyin oğlu.
TUNA: (Tür.) Avrupa'nın en büyük ırmaklarından biridir. Almanya'nın kar orman dağlarından doğar Romanya'dan Karadeniz'e dökülür. Türk tarih ve folklarında önemli bir yeri vardır.
TUNCAY: (Tür.) Tunç renginde ay.
TUNCER: (Tür.) Tunç gibi güçlü kimse.
TUNÇ: (Tür.) Bakır, çinko ve kalay karışımı olan pirince benzeyen koyu kızıl bir alaşım.
TURAN: (Tür.) Yeryüzündeki bütün Türklerin birleşme ülküsü.
TURGAY: (Tür.) 1. Çayır kuşu, toygar. Z.Timur'un babası, Türk Barlas kabilesinin reisi.
TURGUT: (Tür.) 1. Belde , oturulacak yer. 2. Ünlü Türk denizci Akdeniz'de bir çok sefer yaptı. Trab-lusgarp beylerbeyliğine getirildi. Malta kuşatmasında kaleden atılan bir mermiyle öldü.
TURGUTALP: (Tür.) Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında inegöl Kalesini alan kahraman yiğit.
TURHAN: (Tür.) 1. Soylu ve seçkin kişi. 2. Eski Türklerde uluslarında vergi ödemeyen, han huzuruna izinsiz girip çıkabilen imtiyazlı kişi.
TÜRKAN: (Tür.) Muhafız,koruyucu.
TUTUŞ: (Tür.) Savaş, mücadele.
TUYAN: (Tür.) 1. Semiz, şişman. 2. Gururlu, kibirli.
TUYGUN: (Tür.) 1. Şımarık. 2. Hassas, duygulu. 3. Güçlü, kuvvetli.
TÜRKER: (Tür.) Türk kahramanı, Türk yiğidi.
TÜRKEŞ: (Tür.) ili nehri vadisinde oturan ve Göktürk devletinin dayandığı esas topluluk olan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse.
TÜRKKAN: (Tür.) Damarlarında Türk kanı taşıyan.
TÜRKMEN: (Tür.) 1. Oğuz Türklerinin bir kolu. 2. Bu koldan olan kimse.

U- Ü HARFİ


UĞUR: (Tür.) 1. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı. 2. Şans, talih, iyilik. 3. Tesadüf, fırsat.
ULUÇ: (Tür.) 1. Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan. 2. Ünlü Türk denizcisi Uluç (Kılıç) Ali paşa'nın adı.
ULVİ: (Tür.) Yüce, yüksek, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
UMUR: (Tür.) Deneyim,bilgi, görgü.
UMUT: (Tür.) Umut, güven duygusu, ummaktan doğan.
URAL: (Tür.) Hazar denizine dökülün, ırmak ve sıradağ.
USHAN: (Tür.) Akıllı hükümdar.
UYGUR: (Tür.) 1. Uygar, medeni. 2. Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu.
ÜLGEN: (Tür.) 1. Ulu, yüksek, yüce. 2. iyilik tanrısına verilen ad.
ÜNAL: (Tür.) 1. Tanın, ün kazan, adın duyulsun, şöhret ol. 2. Ün al.
UNSAL: (Tür.) Adın duyulsun.
ÜVEYS: (Tür.) Arzu eden, isteyen.
VAROL: (Tür.) Sağlıklı ol,uzun hayatın olsun.
VEYİS: (Tür.) Yoksulluk,
VURAL: (Tür.) Vur al.
VURALHAN: (Tür.) Vural han.

Y-z HARFİ


YAĞIZ: (Tür.) l.Koyu renkli, esmer. 2. Yiğit. 3. Bakımlı hayvan.
YAHYA: (Tür.) Kur'an-ı Kerimde de geçen peygamberlerden biridir.
YALÇIN: (Tür.) 1. Cilalı, parlak. 2. Düz, kaygan. 3. Sarp.
YALÇINER: (Tür.) Sert, parlak yiğit.
YALIM: (Tür.) 1. Ateş, alev.2. Bıçak gibi kesici alet.3. Kaya, uçurum. 4. Kuvvet, kudret, güç. 5. Derece, 6. Gurur.
YALIN: (Tür.) l. Gösterişi olmayan, sessiz. 2. Ateş, alev. 3. Büyük kaya, taş.4. Çıplak, örtüsü olmayan.
YALMAN: (Tür.) 1. Bıçak, kama, kılıç. 2. Eğik, eğinik.
YAMAN: (Tür.) 1. Kötü, korkulan. 2. Güçlü, kuvvetli, cesur. 3. Becerikli, işbilir.
YAŞAR: (Tür.) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması için konulur.
YAVUZ: (Tür.) 1. Yaman, güçlü. 2. Şiddetli, sert. 3. Güzel, müstesna. 4. Kötü. 5. Padişah ismidir.
YAVUZER: (Tür.) Güçlü, kuvvetli erkek.
YAZGAN: (Tür.) Süsleyici, sürekli yazı yazan, yazar.
YELTEKİN: (Tür.) Çabuk, hızlı.
YENAL: (Tür.) Galip gelmek, zafer kazanmak.
YENER: (Tür.) Üstün gelen, kazanan,
YENGİ: (Tür.) Yenme, kazanma, zafer.
YENİSEY: (Tür.) Orta Asya'nın büyük ırmaklarından biri.
YILDIRAY: (Tür.) l.Işık saçan ay, parlak. 2. Korkutan, sindiren.
YILDIRIM: (Tür.) 1. Büyük bir ışık ve ses çıkartarak hava ile yer arasında olan elektrik boşanması. 2. Ad tamlamalarında tamamlayan olarak kullanılırsa tamlananın en son hızla yapıldığını anlatır. 3. Osmanlı Padişahı Bayezıt'ın unvanı.
YILDIZHAN: (Tür.) Yıldızların hakanı.
YILMAZ: (Tür.) Gözü korkup vazgeçmeyen, yılmayan, sebatlı, güçlü, kuvvetli.
YİĞİT: (Tür.) 1. Yürekli, güçlü. 2. Genç, erkek, delikanlı. 3. Düşüncelerini açıkça söyleyen, açık sözlü.
YİĞİTCAN: (Tür.) Korkusuz, kahraman.
YURDAER: (Tür.) Yurdu için doğmuş kimse.
YÜCEL: (Tür.) Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan.
YÜKSEL: (Tür.) Bulunduğu yerden daha yükseğe çık., başarı kazan, ilerle.
« Son Düzenleme: 04 Nisan 2010, 13:16:58 Gönderen: Cem »

BAĞIRSAM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL...

  • BOZO
  • Özel Üye
  • *
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #1 : 22 Ağustos 2009, 10:25:25 »
Alperen aynı zamanda  türküğün alpliğini islamın erliğini taşıyan demektir  :P

BEYBOLAT: (Tür.) Çelik gibi güçlü, saygın.
 yada
KUBİLAY: (Tür.) Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.Kendisi Moğol adı Türkçedir.
 bu 2 isimde fena olmazdı... Neyse anal babalı büyütmeyi Allah nasip etsinde gerisi çokta önemi değil.

BAĞIRSAM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL...

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #2 : 04 Nisan 2010, 12:31:47 »
KÖNKAŞ: Künkaş, kenkeş, meşveret
KÖNÜ: Adalet, doğruluk
KÖNÜL : Gönül , can
KÖP: Çok, gür, çokluk, bolluk
KÖPTÜK: 1- Bereket, bolluk 2- Kalabalık
KÖPÜK: Kabarcık, köpürcük, çoklu, artış
KÖREGEN : Gören, görücü
KÖREM: 1- Körpe, taze 2- Görgülü, terbiyeli
KÖRGEN: Gören, görücü
KÖRGÜZ: Görgülü, centilmen, beyefendi
KÖRKE: Ağaçtan yapılmış tabak
KÖRKEM: 1- Görkem, ihtişam 2- Hoş, güzel, latif
KÖRKLÜĞ: Güzel, alımlı, cemile
KÖRPE: Taze, cıvan
KÖRÜ: (körüg) Gözcü, haberci, casus, gözlemci
KÖRÜM: 1-Bakış, nazar, gözlem 2- Düş, rüya 3- Zeka, fehm
KÖRÜMÇİ: Astronom, rasat, gözlemci, yıldızları inceleyen kişi.
KÖRÜMDÜK: Bakıcı, nezaretçi
KÖRÜNÇ: 1- Görgü, muaşeret 2- Bakan, nazır
KÖSEMEN: Tas artan koç.
KÖŞÜK: Dilek, temenni
KÖTÜZ: Kıymetli
KÖVENÇ: 1- Güvenç, güvence, teminat 2- Azamet, gurur
KÖVEZ: Afi, çalım, fiyakalı.
KÖYMEN: 1- Yanıcı, yanık 2- Hayal
KÖYMEZ: Yanmaz, ateş almaz.
KÖZLÜK: At kuyruğundan yapılan, göz kamaşması ve göz ağrılarının tedavisinde kullanılan bir dokuma.
KUANÇ: Kıvanç, sevinçli gurur
KUANÇI: Kıvanç
KUBAL: Gürz, demir topuz.
KUBAN: Kapan
KUBAT: Kapalı, gizli
KUBAY: birl. Kubi/Ay
Yakutların eski dönem “Temizlik Tanrıçası”
KUBİ: (Kubil) Gökyüzü, feza, sema. Mec. Başsızlık ve sonsuzluk.
KUCAN: Göçen, göçer
KUCAR: Göçer, göçücü
KUÇAM: Deste, demet, bağ
KUÇAR: Göçer, göçmen
KUDA: Sihir, büyü
KUDAGAÇI: Büyücü, doktor
KUDAK: Kadak, katı, sert
KUDEKAN: Buyruk, sert, emir, azar
KUKUN:kıvılcım, ateş parçası
KUKUŞ: 1- Gonca, gül 2- Şaka, latife
KUL: Bağımlı, bağlı, köle mec. Bağlılık, sadakat
KULA: 1- Kızıl ve karışımı renk, doru, bordo 2- Yelesi, ve kuyruğu kara, gövdesi kızıla çalan at 3-Yabani at 4- Gözü kara,atılgan
KULAÇ: 1- Açıklık, mesafe 2- İki kol arasındaki ara
KULAGU: 1- Yaratıcı, kılıcı, hükmedici 2- Kula gibi 3- Korkusuz, gözü kara
KULAN: 1- Galip, utkan 2- Vahşi at 3- Yaban eşeği
KULANŞI: 1- At terbiyecisi 2- Musikişinas, müzisyen
KULBAK: Merhametli, yardımsever
KULDAM: Sadık kul
KULGA: Güvercin
KULGU: 1- Müfettiş, murakıp 2- Güvercin
KULİ: (kulıg) Cesur, gözü kara
KULPU: 1- Kilit 2- kulluk, kulluk eden
KULUGA: Güvercin
KULUN: Tay, süt emen çağdaki at yavrusu
KUMAÇ: Solgun, soluk
KUMAK: 1- Yardım, kömek 2- Sevda, aşk
KUMAN: 1- Solgun 2- Kumral, sarı ile kahverengi arası renk 3- Aman vermeyen, dirayetli
KUMANDI: Mutlu, sevinçli
KUMARAL: Kumral, buğday tenli
KUMARGA: Kuşatma, muhasara
KUMRAL: Buğday tenli
KUL: 1- Koyun 2- Can, ruh 3- Uçurum 4- Adalet
KUNAN: 1- İki yaşına gelmiş kısrak 2- Adaletli, adil
KUNAR: Bereket, bolluk
KUNARLI: Bereketli, münbit
KUNDUZ: Dere kenarlarında yaşayan, kürkünden börk yapılan bir hayvan
KUNİ: Adalet, hakkaniyet, adaletlilik
KUNT: 1- Dayanıklı, metin 2- Sade, gösterişsiz
KUNUK: 1- Mahzun, elemli 2- Konuk
KUPÇI: İnce, zarif
KUPTAN: Niyaz, dua, yakarış
KUR: Düzen, sıra, hiyerarşi, düzenleme
KURAL: Düzen, düzenlilik, kaide
KURALAY: Ceylan, ahu
KURAR: Organizatör, düzenleyici
KURAY: Bir çeşit bozkır bitkisi ot
KURÇ: (kuruç) Kılıç yapımında kullanılan, iyi bir çelik türü
KURÇAK: Heykel, yontma taş
KURÇI: 1- Kürçü 2- Kurucu
KURÇIK: Kurum, kuruluş, yapılanma
KURGA: 1- Tecrübeli, bilge 2- İnce, narin
KURGAN: 1- İstihkam, kale 2- Anıt, anıt mezar
KURIDIN: Batılı, batı bölgesinden
KURUM: Figür, dans
KURIMLAK: Cilveli, hareketli, kıvrak
KURIKAN: 1- Kürkan, damat 2- Hisar, kale 3- Ağaçlık bölge
KURLAS: Düzen, işleyiş, ahenk
KURMAN: Düzgün, düzenli, düzenleyici
KURMUŞ: Planlı, düzenli, örgütlü
KURT: Bağımsızlığına olan düşkünlüğü, evcilleşmeyen tek hayvan oluşu, mücadeleciliği, hareketliliği,gururlu ve zeki oluşu, özellikle de sosyal ve örgütçü oluşu ve daha bir çok özellikleriyle, Türklere benzeyen ve Türklerin de çok eskiden beri kutsayarak, sembolleştirdiği hayvan
KURTAK: Kurulu, ayarlı
KURTAR: Kurtarıcı
KURTARAN: Kurtarıcı
KURTGA: Tecrübeli, gün görmüş
KURTUL: Haraç, vergi, cizye
KURTULGU: 1- Vergi, haraç 2- Kurtuluş, istiklal
KURTULMUŞ: Özgür, bağımsız, azade
KURTUN: Batılı, batıdan
KURUĞÇIN: Kurşun
KURUK: Koru, park, koruluk
KURULTAY: birl. Kurul/Tay Kongre, divan, oturum
Gerek seçim, gerekse devlet için önemli kararların alındığı seçkinler meclisi
KURUM: 1- Kuruluş, düzen, düzenleme 2- Çalım, jest, afi 3- Kaya parçası
KURUT:1- Kurt 2- Kale burcu 3- Kurutulup, suyu alınmış peynir topağı
KUSKUN: Atın kuyruğundan geçirilip, eyere bağlanan kayış
KUŞ: Kuş
KUŞÇAK: Kuşçu, kuş eğiticisi
KUŞÇU: Kuş eğiticisi
KUT: 1- Uğur, talih, baht 2- Tanrısal, mübarek 3- Can, ruh, dirilik, yaşam kaynağı, yaşam gücü 4- kader, yazgı 5- Erk, iktidar 6- Bereket, nasip
KUTADGU: Kutsanmış, kutlu, değerli, yararlı
KUTALAN: birl. Kut/Alan mübarek
KUTALDI: birl. Kut/Aldı kutlu, mübarek
KUTALMIŞ: birl. Kut/Almış kutlu, mübarek, kutsanmış
KUTAMIŞ: Kutsamış, değer vermiş, mübarek eylemiş.
KUTAN: 1- Dua, yakarış, niyaz 2- Bir avcı kuş 3- Saban, pulluk
KUTAR: Kutsar, kutsayan, kut veren
KUTAŞ: Kutlu, mübarek
KUTAY: birl. Kut/Ay T... 1- Ateş parçası,ateş 2- Şamanist gelenekte,” Ateş Tanrısı” 3- İpek, ipekli kumaş 4- Tanrıça 5-Paha biçilmez, değerli
T... İlhanlı hanlarından, Argun Han’ın evdeşi ve Keykatu Han’ın anası.
KUTGARU: Buyruk, fermen
KUTKU: Ağırbaşlı, alçak ,gönüllü
KUTLU: 1- Mübarek, Tanrısal 2- Bahtiyar 3- Kabul görmüş, saygıdeğer
KUTLUCA: Uğurlu, bahtı açık
KUTLUĞ: Kutlu, mübarek
KUTLUĞ İNANÇ: (Kutluk İnanç) Kutlu/İnanç
KUTLUK: Kutlu
KUTLUK : (Kutluğ) Kutlu, mübarek
KUTSANDI: Kutlu, mübarek
KUTUN: 1- Mesut, mutlu, nurlu 2- Mukaddes, kutsal
KUTUNMUŞ: Kutlu, mübarek
KUTUR: Kutlu, mübarek
KUTUZ: birl. 1- Kut/Uz 2- Yaban öküzü
KUVANÇ: Kıvanç, gurur, mutluluk, iftihar
KUVANDUK: Kıvanç, mutluluk, iftihar, gurur verici
KUVART: 1- Kurt 2- Dayanıklı, kavi, metin
KUVAT: Sevinç, mutluluk
KUVRAG: Toplum, toplumcu
KUYAK: Zırh, demirağ
KUYAN: Tavşan, bozkır tavşanı
KUYAŞ: Güneş ışığı
KUYDUNG: Beden, vücut
KUYMU: Sevinç, neşe
KUYTAK: Mahfuz, siper
KUYTURKA: Bağış, ihsan, lütuf
KUYULDAR: Saygıdeğer, saygıya layık
KUYUM: Aksesuar, küpe, bilezik
KUZ: Dağın, güneş görmeyen yamacı
KUZAY: Kuzey yönü, güneşin az olduğu yer,Karanlık ve soğuk yer
KUZLAK: Bebe, yavru
KUZU: 1- Koyun yavrusu 2- Yavru, bebe
KÜÇ: Güç, dirayet, kudret
KÜÇKARA: birl. Küç/Kara (Acı kuvvet)
KÜÇEM: 1- Güç, kudret 2- zorba
KÜÇEY: Güçlü, gücü yeten
KÜÇİ: Güç, güçlük, zorluk
KÜÇİN: An, kısa zaman parçası
KÜÇKEY: Güçlü, zorlu
KÜÇLÜK: Güç, güçlük, zorluk, kudret
KÜÇÜK: Ufak, minyon
KÜÇÜLÜ: Güçlü, zorlu
KÜÇÜLÜK: Güçlük, güç, zorluk
KÜÇÜM: Güç, kudret
KÜKLER: Müneccim, yıldız falcısı
KÜKREK: 1- Onur, gurur 2- Kükreyiş, kükreyen
KÜL: 1- Ateş, ateşlilik, yakıcılık, yok edicilik 2- Yenilmezlik 3- Ulu, ünlü 4- Cesaret, gözü karalık 5-Göl, göl gibi geniş ve büyük
KÜL TİGİN: birl. Kül/Tigin Birkaç anlam: 1- Ateş prensi 2, yenilmez prens 3- Ulu prens 4- Yok edici prens
KÜLÇUR: Ululuk, yüksek mevki, saygıdeğerlik.
KÜLE: 1- Güle , gülüş 2-Demet,bağ, deste
KÜLEGEÇ: 1-Güleç, güler yüzlü 2-Name, melodi
KÜLEGEN: Gülen, güler yüzlü
KÜLEK: 1- Fırtına, kum fırtınası 2-Bakraç, tahtadan yapılmış yoğurt kabı
KÜLEM: Bereketli, münbit
KÜLER: birl. Kül/Er ..Ulu, saygın kişi.
KÜLTEM: Deste, demet, buket
KÜLÜG: (Külük) 1-Ünlü, meşhur, çok tanınan 3-Hızlı,seri
KÜLÜNK: Kazma
KÜMÜŞ: Gümüş
KÜN: Gün, güneş
KÜNANA: birl. Gün/Ana
Şamanist gelenekte, göğün yedinci katına bakan tanrıça
KÜNÇEK: Güneşlik, şemsiye
KÜNDEŞ: 1- Gündeş, güneşe eş değerde 2- İzci, takipçi, halef
KÜNDÜN: Gün ışığı
KÜNDÜZ: Gündüz
KÜNEŞ: Güneş
KÜNGERÜ:Arzu, dilek, temenni
KÜNG: Cariye, dişi köle
KÜNİ: 1- Adil, adaletli, hukukçu, yasalara bağlı 2- İtaatkar, muti
KÜNKAŞ: Danışma, nasihat
KÜNTEM: Günlük, gündelik
KÜNÜÇEN: Muti, itaatkar, saygılı
KÜNÜLÜK: 1- Şemsiye, 2- Günlük, yevmiye
KÜR: 1- Gür, sık, bol, bolluk 2- Canlı, diri, sağlam, sarsılmaz 3- Gürleyen, kükreyen, kabadayı, gözü kara, yürekli 4- Öz, maya, özünü yitirmemezlik 5- Düzen, düzenlilik 6- Çare, çözüm, deva
KÜRÇE: Esas, asıl, maya, öz
KÜRÇİ: Kabadayı, gözü kara
KÜRHAN: (Gürhan) birl. Kür/Han
Türk mitolojisinde, Kara Han’ın oğullarından
KÜRİ: İç geçiren, imrenen, kıskanç
KÜRKAN: birl. 1- Kür/Kan (Gür/Kan) 2- Damat (Körekan)
KÜRMEN: Özlü, soylu
KÜRÜGEN: 1- Gürgen 2- Köregen, damat
KÜRÜM: Basiret, meleke
KÜRÜNÇ: 1- Özlü, soylu 2- Düzen, düzenli 3- Kıskanç
KÜŞLİK: 1- Güçlük, güç, zorluk 2- Mutlu, mutluluk
KÜŞÜM: 1- Ar, edep, hicap 2- Güç, güçlülük
KÜVENÇ: Güvenç
KÜVENÇİ: Güvence, garanti
KÜZ: Güz, sonbahar, hazan
KÜZNEK: Işık kırılması

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #3 : 04 Nisan 2010, 12:32:59 »
KIRIM: 1- Kırış, bozgun, katliam 2- Kırgınlık, küskünlük 3- Uç nokta, kenar
KIRIY: Sahil, kenar
KIRKIN: Bahşiş, hediye
KIRKLI: Eski, Şamanist gelenekten, bazı değişiklikler yada dinsel motiflerin de eklenmesiyle,
bugünlere kadar gelen bir inanca göre; gerçek anlamı “kırk ünlü ata ruhunun koruması altındaki kişi”
KIRMAN: Kırma yeri, Kırman, harman
KISIG: 1- Hapis, dar yer 2- Kısıtlı, bağımlı
KISIGLU: Hapis, mahpus, kıstırılmış
KISRIK: Utangaç, mahçup
KISTAVUL: Acele, aceleci, telaşlı
KIŞIL: Kışlık, kış için ayrılmış
KIŞLAK: Kışın kalınan yer, ez, kışlık ev
KITAY: 1- Çinliye benzeyen , Çinliye karışmış 2- Kutay
KIVANÇ: Gurur, kıvanma, sevinme, öğünme, mutlu olma, kendine güvenerek ve öğünerek
sevinme hali
KIVAM: Olgunluk,yeterlilik
KIVANDUK: Kıvançlı, mutlu
KIVIK: Ara, fasıla
KIVILCIM: Ateş parçası, şerare
KIVLIK: Kıvanç ve mutluluk nedeni
KIVRAK: 1- Kıvançlı 2- Hareketli, dayanıklı
KIVRIM: Hare, iltiva
KIYAK: 1- gaddar, acımasız 2- Kayak, kaydıraç 3- Çekicilik, cazibe
KIYAL: İmge
KIYAN: 1- Dağdan hızla akan sel suyu 2- Gaddar, acımasız, kıyıcı
KIYAT: Çekici, cazibeli
KIYGA: Zeki, çok akıllı
KIYGI: Zeka, deha
KIYIK: 1- Zeka, dahi 2- Çekici 3- Kaçak, kapçak
KIYIKSIZ: Kaçmaz, sözünden dönmez, düz
KIYIN: 1- Akit, sözleşme, anlaşma 2- Güç, kudret, otorite
KIYIŞKAN: 1- Sözünün eri, sözünde duran 2- Cesur, gözü pek
KIYMAÇ: Gamze
KIYNAK: 1- Ünlü, meşhur 2- pençe, kartal pençesi
KIYUK: 1- Mutluluk 2- Geyik
KIZARIK: 1- Kızıl, kızıllaşmış 2- kızgın
KIZGAN: Kızgın, kızışmış
KIZGIN: Kızıllaşmış, asabi
KIZI: Şiddet, asabiyet, kızama, kızgınlık
KIZIK: 1- Kızgın, asabi 2- Kısık, hapis
KIZIL: 1- Kırmızı, al 2- Altın 3- Kızmış, kızarmış, kızgın
KIZILALMA: birl. Kızıl/Elma
Olgun, kızarık elma anlamı, bir sembol ve imgedir. Ülkü’yü motivasyonu içerir. Bazen,
fethedilmesi gereken illeri ifade eder, çoğu kez ise bütün Türklerin, tek bayrak altında toplandığı devletin, “Birleşik Türk devletleri”nin imgesi
KIZILGU: Kızarmış, kızgın
T... Kırgızların, Mürdi oymağı, dip dedelerinden.
KIZILHAN: birl. Kızıl/Han
Şamanist gelenekte Tanrı sıfatlarından
KIZILOTAĞ: birl. Kızıl/Otağ
Kağan ya da Han’ların verdikleri, toy ve şölenlerde, kız çocuk sahiplerinin oturduğu, şeref tribünü
KIZIMTAY: birl. Kızım/Tay (Kızmaktan kızgınlık) Tay
KIZIRAK: (kızarık, kızrak) Nadir, ender rastlanan
KİÇİ: 1- Kişi, adam, insan 2- Küçük, minyon 3- Geçmiş, geçik, eski 4- Keçi
KİÇİCİK: 1- Kişicik, insancık 2- Küçük, minyon
KİÇİK: 1- Küçük, minyon, Geçik, geçmiş
KİÇİN: Zincir
KİÇKİ: 1- Eski, kadim 2- Kişi, insan
KİÇKİNE: (Giçgine) Geçkin, geçmiş kadim
KİDGÜ: Giyim, giysi, elbise
KİLÜKEN: Gülen, güleç, güleryüzlü, mütebessim
KİNDİK: Orta, odak, merkez
KİNEŞ: Şura, meşveret, kongre
KİRİŞ: Sinirden ve bağırsaktan yapılan sicim. Ok yayı olarak da kullanılır.
KİRTİ: Doğruluk, gerçekçilik
KİŞİLİK: Karakter, şahsiyet, insan olma özelliği
KİŞKEN: (Kiçgen) 1- Küçük, minyon 2- Geçen, geçmiş
KİÇKENTAY: birl. Kiçken/Tay ...minyon, minik
KİYE: Kut, talih, ululuk
KİYELİ: Mübarek, saygıdeğer, ulu
KİZEK: 1- Kesik 2- Nöbet 3- Seyran, gezinti
KİZİR: 1- Keser, kesici 2- Gever, gezgin 3- Atılgan, cesur
KOBRAT: (Kubrat) Derlemek, toparlamak, örgütlemek
KOBU: (Kovu) Buket, demet
KOBURCUK: Kabarcık, kabarık, kabadayı
KOCA: 1- Ulu, saygıdeğer, hürmete layık 2- Bilgili, tecrübeli, görüp geçirmiş 3- Gösterişli, azametli 4- Mert, düz, koç gibi
KOCABAŞ: birl. Koca/Baş ...Koruyucu, muhafız
KOCAMAN: 1- Akıllı, bilge 2- İriyarı, cüsseli, heybetli
KOÇ: Erkek koyun mec. Düz, mert, yüz yüze dövüşen, hilesiz, yiğit, dayanıklı, yılmaz
KOÇA: 1- Koç gibi..2- Kibar, centilmen
KOÇAK: Koç gibi, cesur yürekli
KOÇAN: 1- Centilmen, kibar 2- Koşan, koşucu
KOÇAŞ: Rehber, yol gösteren, önde giden
KOÇGAR: (Kaçgar,kaşgar) 1- Koç başı 2- Koç gibi, koç yiğit
KOÇİ: Koç gibi, koç yürekli
KOÇLUĞ Koçluk) Koç olacak kuzu
KOÇO: Kibar, mert
KOÇU: 1- Koç gibi 2- Kibar, centilmen
KOÇUM: 1- Yiğit, mert 2- Koşum, koşma
KOÇUN: Düz, hilesiz, temiz yürekli
KOÇUGAR: Mert, yiğit, özü sözü bir
KODAR: Mağrur
KODAZ: Mağrur
KOKLUĞ: Koku, parfüm
KOKULUG: Koku, Parfüm
KOKUM: Parfüm
KOKUŞ: Dalları, ok yapımına elverişli bir ağaç türü
KOLAN: 1- Hediye, bahşiş 2- Kollayan, koruyan 3- At, eşek,katır gibi hayvanların, eyerini
bağlamaya yarayan kemer
KOLBAG: Kadınların, aksesuar olarak bileklerine taktıkları, boncuklu halka
KOLBAŞ: Askeri birlik başı, komutan, askeri koruyup kollayan kişi
KOLBAY: Askeri danışman
KOLCUK: Kolcu, muhafız, koruyucu
KOLÇAK: Kolcu, koruyucu, kollayıcı
KOLÇU: Muhafız, bekçi
KOLDAGÜÇ: Hami, koruyucu, şefkatli, merhametli, yardımsever
KOLDAŞ: 1- Silah arkadaşı 2- Arkadaş, birbirini kollayan
KOLGAK: İstek, heves, talep
KOLGAY: Veliaht, şehzade (Kırım ve Kazan hanlıkları döneminde kullanılan bir aksesuar
KOLKA: 1- Kolgu, kol takısı 2- Refika, hanım, eş
KOLTAG: Arka, himaye, destek
KOLUÇ: Kolcu, kolbaşı, komutan
KOLUNÇUĞ: Yakarış, niyaz
KOMAN: (Kaman,kuman) 1- Yurduna yabancı sokmayan 2- Aman vermeyen 3- Kumral
KOMAS: Komayan, bırakmayan, aman vermeyen
KOMUK: 1- Kabuk, ağaç kabuğu 2- Hazine, define
KOMUR: Cesur, gözüpek
KON: 1- Yurt, vatan 2- Konak, yerleşim, mekan
KONAÇ: Aşiyan
KONAG: 1- Konuk, misafir 2- Konuk ağırlanan ev
KONALGA: 1- Konuk yeri, baş köşe 2- Menzil, konulacak, varılacak yer
KONAT: 1- Cana yakın, munis, sokulgan 2- konuk ağırlayıcı, konuksever
3- Birlikte göç eden oba birliği
KONCA: 1- Armağan, bahşiş 2, Gül
KONÇUK: 1-Aşina, tanıdık 2- Konuk
KONÇUY: Kağan kızı, prenses, soylu kız
KONDU: Yerleşik, yerli
KONDUR: Konuksever, cömert
KONGAR: 1- Koyu kırmızı renkteki at 2- Kızıla yakın renk tonu
KONIK: Can, ruh, yaşam
KONŞUK: 1- Konşu, komşu 2- Yerleşim yeri 3- konuşma, laf
KONUK: 1- Misafir 2- Can, ruh 3- Varılacak yer, menzil
KONUL: 1-Kerevetlerin altındaki, yük konan boşluk, yüklük
KONULGA: 1- Konuk yeri, baş köşe 2- Konuğa verilen yemek, değerli yemek
KONUR: 1- Yakışıklı, civan 2- Gururlu, onurlu, mağrur 3- Kara ve kızıl karışımı renk,
at rengi, doru at
KONUŞ: 1- Yerleşim, karargah 2- Menzil, varılacak yer
KOPAN: 1- Galip, utkan 2- Ulu, yüksek
KOPTURU: Saygı duruşu, tören duruşu
KOPU: Kop, çok, çokluk
KOPUN: Çoklu, bereket, bütünlük
KOPUZ: Saz, bağlama (Kop_Uz)
KOR: 1- Öz, maya, asıl 2- Ateş parçası, ateş
KORBA: Filiz
KORCU: Korucu
KORGAN: Korunan yer, kale, kurgan
KORGAVUŞ: Savunucu, müdafi
KORIÇI: Korucu, koruyucu, bekçi, yasak bölgeleri bekleyen ve koruyan kişi
KORIG: 1- Koru, ağaçlık, yeşil bölge 2- korunan, yasak bölge
KORKMAZ: Korkusuz, cesur
KORKUNÇ: Korkutucu, ürkütücü
KORKUT: 1- Heybetli, korkutucu, korku salan
KORUĞ: 1- koru, koruluk, ağaçlıklı bölge 2- Koruma bölgesi 3- Yasak bölge, askeri bölge
KORUKÇU: Koruyucu, korucu, muhafız
KOŞ: 1- Koç 2- Dizi, sıra, dize
KOŞAK: 1- KoşYasaqkelime, koşturan 2- Neşide, destansı şiir
KOŞAR: 1- Emredici, buyurucu 2- Koşucu, çalışkan, hareketli 3- Dizen, düzenleyen
KOŞMA: Ölçülü, uyaklı söz
KOŞUK: 1- Yan yana, birlikte, yaren, dost 2- Koşma, şiir
KOŞUL: Hüküm, şart
KOŞULGAN: Koşul koyan, buyurucu
KOŞUM: 1- Koçum 2- Bağlı, yan yana 3- Atın, eyer, kulan, üzengi vb. malzemelerinin tümü
KOŞUN: 1- Asker, savaş birliği 2- Halk, ahali 3- Dizi, dize
KOTKU: Alçak gönüllü, mütevazı
KOY: 1- Koyun 2- Merhamet, acıma duygusu
KOYLU: 1- Merhametli 2- İstikamet, yön, yönünü bilen 3- Koyunlu
KOYU: Merhamet
KOYULDAR: 1- Merhametli 2- Hürmetli
KOYULMUŞ: 1- Merhametli 2- Çalışkan
KOYUNLU:Merhametli
KOYURGA: 1- Hürmet, lütuf 2- Acıma duygusu, merhamet
KOYURTANG: Özgürlük, Hürriyet
KOZAN: Kozalak
KOZALAK: Çam, selvi gibi ağaçların sert çiçeği
KOZAN: Kazan
KOZGAV: Kıyam, isyan, başkaldırma
KÖPÜRGE: 1- Köprü, geçit 2- Savaş davulu
KÖÇET: Filiz, sürgün
KÖÇMEN: Göçmen, göçücü
KÖDÜRGÜ: Kurban, adak
KÖGMEN: (Gökmen) 1- Tanrısal, ilahi 2- Sayın, saygıdeğer 3- Gücünü Tanrıdan alan
KÖĞÜZ: 1- Göksel, Tanrısal 2- Göğüs, sine
KÖK: 1- Gök 2- Aile, soy
KÖKDAŞ: Emsal, örnek
KÖKEN: Göğen, gelen, 2- Köken, soy, aile
KÖKİM: 1- Göğüm 2- Soyum, ailem
KÖKLÜ: 1- Tanrıdan gelen 2- Soylu
KÖKTEM: 1- Bahar 2- Gençlik 3- Deha, akıl
KÖL: Göl mec. Ululuk, sonsuzluk, derinlik, bilgelik
KÖLMÜK: Halk, ahali
KÖLÜK: Yük hayvanı
KÖMEK: 1- Yardım, arka, destek, inayet 2- Ahali, halk
KÖMEN: 1- Hayal, düş 2- Irk, soy 3- Cevher, damar
KÖMEY: Gerdan, döş
KÖMÜÇ: Hazine, define
KÖNG: (Könk) Cariye, odalık
KÖNGÜL: Gönül, can
KÖNİLİK : Adalet, doğruluk

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #4 : 04 Nisan 2010, 12:37:44 »
KABAMIŞ: Kapalı, güçlü, mahfuz
KABAN: 1- Kapan, kapıcı 2- Kabarık, asi, isyankar 3- Dik yokuş
KABAR: 1- Kabarık, asi, kabadayı 2- Kapan
KABARTU: Şişik, kabarık, kabarcık
KABIŞ: Kavuş, kavuşma, birleşme, toplanma
KACIR: Kaçır, kaçırıcı, korkutucu, ürkütücü
KAÇ: (Kaçı, kaş) Kaçan, koşan
KAÇAĞLI: Kaçaklı, kaçıcı, koşucu
KAÇAN: 1- koşan, kaçan 2- Vakit, saat, vade
KAÇGAR: (Koçgar,kaşgar) 1- Koç gibi, koç yiğit 2- koç başı
KAÇIR: Kaçıran, kaçırtıcı
KAÇIRA: (Kaçır) 1- Kaçıran, ürküten 2- Çalışkan, aktif
KAÇMAS: 1- Kaçmaz, ürkmez, korkmaz 2- Evcil, munis
KAÇUT: 1- Savaş, dövüş 2- Kısa mızrak, kargı
KADAGAN: Buyruk, ser, emir, komut
KADAK: (Katak,Katık) 1- Katı, sert 2- Mıh, çivi 3- Armağan, hediye
KADAŞ: Arkadaş, yaren, yakın
KADIR: (Katır) mec. Güçlü, dayanıklı, metin, inatçı
KADIRCA: Katır gibi
KAGI : (KAKI) Öfke, şiddet
KAĞAN: İmparator, hanların hanı
KAĞANLI(G) : İmparatorluk, imparatorluğa mensup olma
KAĞBA: Koruyucu, muhafız
KAKIĞAN: Öfkeli, gözü kara
KAKINÇ: 1- Kılıç ve kargı hamlesi 2- İhtar, ikaz 3- Hiddet, öfke
KAKIZ: Gözü pek, hiddetli
KAKŞA: Seri, aceleci, hızlı
KAKUMAKLU: Gazaplı,şiddetli
KAL: Ulu, saygıdeğer, hatırı sayılır
KALABA: 1- Ulu, saygıdeğer 2- Sayıca çok, kalabalık, bolluk
KALAKLI: Ulu, yüksekte
KALANÇA: Bakiye, arta kalan, artık
KALÇAV: Şakacı, nüktedan
KALDUN: Kalan, artan, bakiye
KALGAN: (Kalkan) Ok, kargı, kılıç gibi savaş aletlerine karşı koruma sağlayan siperlik
KALGAY: Veliaht, şehzade
KALIN: 1- Sert, dayanıklı 2- Mal, servet, varlık 3- Çeyiz 4- Yararlılık, fayda
KALINGU: (Kalın) Kalıng, güçlü, dayanıklı
KALISIZ: Şüphesiz, kararlı
KALMUK: Güç gösterisi, güçlülük, kabadayılık
KAM: Şamanist gelenekte, ulu kişi (Hekimlik, filozofluk, büyücülük, duacılık dahil olmak üzere, oba ya da oymakların, her türlü sorunuyla ilgilenen kişi)
KAMALAG: Sedir ağacı
KAMAN: 1- Kuman, kumanlı 2- Gözü kara, cesur, aman vermeyen
KAMAŞIG: Melez, karışmış
KAMAZ: Sarsıcı, sallayıcı,ürkütücü
KAMÇI: Kırbaç
KAMDU: Para yerine geçen eşya, emanet
KAMŞAT: Şaşırtıcı, ürkütücü
KAMU(Ğ): 1- Bütün, tam, hep 2- Halk, ahali 3- Destek, dayanışma
KAN: 1- Soy, sop, kaynak, can, canlılık, soyluluk 2- Damarlardaki sıvı 3- Kağan, han
KANAT: 1- Tüy, telek 2- Taraf, yön, cenah
KANCI: 1- Kan güden soylu 2- Kanıcı, kanmış, inanıcı
KANDI: İnançlı, kanık
KANDUK: (Kanduk) Kandı, kanık
KANDUKYURT: birl. Kanduk/Yurt Gurbet
KANG: (Kang, kan) Kan, soy, ata
KANGSIK: 1- Kardeş gibi..kardeş yakınlığında 2- Üvey kardeş
KAYNAK: (Kanak) mec. Soylu
KANIĞ: 1- Kanmış, kanık 2- Sevinç, neşe
KANIK: 1- Kanma, inanma, kabul, ermek 2- Sevinç, neşe
KANIŞ: Kandırış, cilve, işve
KANITGAN: Şevk veren, kan kaynatan
KANK: 1- Kan, soy 2- Ata, baba
KANKLI: Soylu, soyu sopu belli, kanlı
KANLI: Soylu
KANTIK: 1- Kandırıcı, işveli 2- Uzakta, gurbette olan
KANYUMAZ: birl. Kan/Yumaz (Yumak, yıkamak...dan)
KAPALAN: Kaplan
KAPAR: 1- Akıl, can, ruh 2- Kalkan, zırh 3- Kapan, tuzak
KAPGAN: 1- Kanlı, soylu 2- Kalkan, zırh 3- Algan, fatih 4- Kaplan 5- Kapan, tuzak
KAPGIŞAY: Saf, sade, halis
KAPKIR: Hassas, imtizaçlı
KAPLAN: Kapan, kedigillerden bir yırtıcı hayvan
KAPURTU: Kabartı, kabarık, kabadayı
KAR: Kar tanesi
KARA: Siyah renk, ak’ın karşıtı Ancak...Bu sözcükte de Türkçe ad ve sıfatlar arasında özel bir yere sahiptir. Çünkü birçok mecaz anlamı içinde barındırması ilgi çekicidir. Birçok birleşik adın, başında ya da sonunda kullanılabildiğinden, çeşitli anlam değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden, içerdiği tüm anlamları açıklamakta yarar vardır. Bu durum,ayrıca Türklerin, sosyal yaşamlarında, renklere ne derece önem verip, ne derece zengin anlamlarla bezediğinin de önemli ipuçlarını verecektir. Örneğin: Ak:Temizlik, güzellik, soyluluk, merkez. Gök(mavi): Kutsallık, özgürlük, Kızıl(kırmızı): Dikkat, özen,tedbir, değişiklik, devrim, şiddet. Yeşil: Doğum, tazelik, huzur, sükun anlamlarını içinde barındırmaktadır. Renklerle yönler de anlatılabilir. Ak: güney, Kızıl: Doğu, Sarı: Batı, Kara: Kuzey yönlerini anlatır. Kara’nın öteki anlamlarına gelince:
1- Güç, şiddet
2- Olağanüstülük, harikuladelik
3- Ululuk, büyüklük, ulaşılmazlık
4- Cesaret, atılganlık, yiğitlik
5- Yas, keder, üzüntü, ölüm
6- Fakirlik, sıradanlık, (soylu olmamak)
7- Kötülük, bela, uğursuzluk
8- Esmer ten, yanık ten
9- Aşırı soğuk, kış
KARAALMAZ: birl. Kara/Almaz..Namuslu
KARABAŞ: birl. Kara/Baş 1- Evlatlık 2- Kul, köle
KARABATAK: birl. Kara/Batak...Bir deniz kuşu
KARACA: 1- Karaya çalan, esmer 2- Gözü kara, cesur, şiddetli 3- Bir ceylan türü
4- Halktan soylu olmayan
KARACIK: 1- Esmer, kar tenli 2- Gözbebeği
KARAÇIL: Kumral, karaya çalan
KARAGA: Karga, kuzgun
KARAĞLI: 1- Yaslı, matemli 2- Bakışları etkileyici
KARAHAN: birl. Kara/Han
1- Türk mitolojisinde “Tanrılar Tanrısı” 2-Devletlerinde, soylu
olmayıp, kara budundan (halktan) biri olarak devlet kuran kişilerin takındığı unvanlardan
KARAK: 1- Kara/Ak 2- Gözbebeği 3- Bakış, nazar
KARAKÇI: 1- Gözlemci, bakıcı 2- Karakeçi
KARAKIRK: birl. Kara/Kırk (..Kırk sayısı da, üç ve dokuz gibi, Türklerin uğurlu sayılarındandır.)
KARAKITAY: birl. Kara/Kıtay (Çinliye benzeyen, Çinlilerle kanı karışıp, melez olmuş)
KARAKOL: birl. 1- Kara el 2- Gözetleme yeri, gözetim alanı
KARAKUŞ: birl. Kara/Kuş (Mizan Yıldızı)
KARAKÜNE: Kara gün
KARAL: Vade, müddet
KARAMIŞ: Bakmış, görmüş, açık göz
KARAMAN: 1- Kara tenli 2- Yiğit, gözü kara
KARANÇI: Bakıcı, gözlemci
KARAOTAĞ: birl. Kara/Otağ
Eski dönem, toy ve şölenlerde, çocuğu olmayan beylerin oturduğu kısım, tribün (...oğlu olanlar,Ak otağa, kızı olanlar kızıl otağa, konuk edilirlerdi.)
KARAOZAN: birl. Kara/ozan (halk ozanı)
KARASAGU: ağıt, mersiye
KARASÜYÜK: birl. Kara/Süyük (kemik) (avam, halktan)
KARAŞAMAN: birl. Kara/Şaman
T...Şamanist gelenekte, kötü ruhlarla uğraşan şamanlar
KARAŞIN: Esmer, karaya çalan
KARAUL: Bakış, gözlem yeri (Karakol sözcüğü buradan gelir)
KARAÜREK: birl. Kara/Yürek Cesur, korkusuz
KARAV: Bakış, nazar, bakan
KARAVUL: (Karaul) 1- Gözcü, keşif kolu 2- Muhafız
KARAY: yardımcı, yararlı, yardımsever
KARAYIŞ: bakış, bakan
KARAYİR: birl. Kara/Yer (kara toprak)
KARÇAK: 1- Pençe 2- Büst, yarım heykel
KARÇIGA: Bir şahin türü
KARDAŞ: Kardeş, kardeş yakınlığı
KARGI: Mızrak
KARGIN: Meşbu
KARGUY: 1- Bir atmaca türü 2- Gözetleme kulesi, dağ başlarına yapılan yüksek yapı
KARIK: Karışık, melez
KARIKSIZ: Saf, temiz, karışık olmayan
KARIMIŞ: karışık, karışmış
KARINÇIK: Bakış, nazar, göz kaçamağı
KARINDAŞ: 1- Kardeş, kardeşlik 2- Kız kardeş, bacı (Kazak ve Kırgızlarda)
KARLIGAN: karlar eriyince açan bir dağ çiçeği
KARLIK: Karlı arazi, karlı dağ
KARLU: Karlı, kar almış
KARLUGAÇ: Kar çiçeği
KARMAS: Karıştırmaz (Soyunu, neslini)
KARŞI: Karşıt, zıt
KARŞIT: Karşı
Türk mitolojisinde, Ülgen’in yedi oğlundan biri ve Temizlik Tanrısı
KARTAL: İri kanatlı avcı kuş (Karatal)
KARUÇ: 1- Karış, karışık 2- Kara uç
KARYAĞDI: birl. Kar/Yağdı (...Doğumu, kar yağdığı sırada olan)
KASAR: 1- Keser 2- kasıntı, afili 3- Fırtına
KASMIŞ: Afili, fiyakalı, kasıntı
KAŞ: Kaş, korkusuzluk, cesaret
KAŞGAR: Cesur, üstün vasıflı
KAŞKA: 1- Yiğitlik, mertlik 2- Üstün vasıflılık 3- Dayanıklılık, metanet
KAŞUK: Dayanıklı, metin
KATAK: Katı, sert
KATAN: 1- Sert, katı 2- Saplayan, (Kargı, ok) 3- Ekleyen, artıran
KATGI (katkı): 1- Katı, sert, haşin 2- Yarar, yararlılık 3- Neşe, şenlik
KATGIÇ: Katı, sert, dayanıklı, haşin
KATI: sert, dayanıklı, haşin, güvenli, adamakıllı, etraf
KATLICAK: Katıca,sertçe,şiddetli
KATIGU: Çalışkan, gayretli, azimli
KATIĞDI: Çok katı, şiddetli, kuvvetli
KATIK: 1- Katı, sert, güçlük, şiddet 2- Katılan, katılım 3- Ekmek, yemek
KATILGAN: Dayanıklı, metin, sert
KATILIK: Güçlük, sertlik, dayanıklılık, haşinlik
KATIRAK: Katıca, haşince
KATIYEL: birl. Katı/Yel (Kuru rüzgar)
KATIZ: 1- Ağaç kabuğu 2- Tarçın
KATLAV: Zırh, siper
KATLIG: Katılık, sertlik
KATMIŞ: 1- Saplamış 2- Katılaşmış 3- Eklemiş
KATUN: (Hatun) İmparatoriçe, Kağan eşlerine verilen bir unvan. (Kadın sözcüğü buradan gelir)
KAVAN: Kovucu, defedici
KAVÇIN: Konuk, kısa süreli misafir

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #5 : 04 Nisan 2010, 12:38:18 »
YENÜL: Mütevazı, alçak gönüllü
YEPREM: Aktif, faal, becerikli, çalışkan
YERÇİ: Başkan, yol gösteren, mürşit.
YERÇİLİG: İzci, takipçi
YERGİN: Mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük
YERİNÜR: Durağan, üşengeç, müşkülpesent
YERÜNMES: Hamarat, çalışkan, vurdumduymaz
YESUGA: (Yesuge, yasagay) Yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana
YESUKEN: (Yasuga, yasag, yasa) Yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı
YEŞİL: (Yaşil) 1- Tazelik, taze, körpe 2- Çimen, çimenlik
YEŞİM: Eski dönemlerde, Türklerce kutsanmış, değerli taş
YET: (yeti, yete) Kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet
YETEK: Gaye, emel
YETEN: Yeterli, yetkin, usta
YETER: Yeterli, yetkin, uzman, usta
YETGİN: (Yetkin) Çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması dileği ile verilen adlardan
YETİ: 1- yetenek, kabiliyet 2- Yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel 2- Etki, etkileyici 3- Yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş
YETİŞGİN: (yetişkin) Yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli
YETİZ: Hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş
YETKİ: Sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü
YETKİN: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- Etkileyici, çekici, mükemmel
YETMEN: Olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli
YEYGÜ: Armağan, bahşiş, ihsan
YEYİN: Galip, kavi, üstte olan
YEYNİ: Ehven, iyi
YEYREK: Makbul, kabul gören, beğeni toplayan
YEYTEM: Eski, kadim
YIBAR: 1- Koku, parfüm 2- Kokulu mum
YIĞ: Yığılı, toplu, birikim
YIĞAÇ: 1- Ağaç 2- Erkeklik organı 3-Yığıcı, toplayıcı
YIĞAN: (Yıkan) 1- Yığıcı 2- Yıkıcı
YIĞIN: Birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli
YIĞINAK: Toplum, kitle
YIĞINCA: Genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar
YIĞLINÇ: (Yığlınçı) İffetli, edepli, namuslu
YIĞNAK: Yığın, yığınak, toplum, cemaat
YIĞRIK: Mahçup, utangaç
YIKIN: (yığın) Afet, yıkım , zarar
YIKINÇ: Yıkmış, yıkıcı
YIKMIŞ: Yıkıcı, devirici, güçlü
YILDIKU: Yıldız, yıldız kümesi
YILDIR: Yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz
YILDIRAN: Ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli
YILDIRGAN: Yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli
YILDIRIM: (Yaldırım) 1- Berk, yüksek voltajlı elektrik 2- Göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık
YILDIZ: Yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan
YILDURU: Berrak, net, temiz, billur
YILGI: Yılma, dehşet, ürküntü
YILGIN: Yılmış, ürkek, bezgin
YILIĞ: Yılgın, yılmış, yılık
YILKI: 1- At, at yavrusu 2- At sürüsü
YILMA: 1- Yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- Dik yokuş, dağ yamacı
YILMASIN: Yılmaz, korkusuz
YILMAZ: Gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli
YIRAGU: Yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen
YIRAK: Irak, uzak, mesafeli
YIRI: Sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı
YIRIM: 1- Solak 2- Yarım 3- yurt, toprak
YIŞ: (Yaş, yaşıl) Orman, yeşillik içindeki bölge
YIŞIK: 1- Tulga, demir örgülü tulga 2- ışık
YİBEK: Ateşli, hararetli, heyecanlı
YİGE: Dayanıklı, kavi, metin
YİĞENEK: 1- Toplum, kitle, cemaat 2- Yeğen, yeğencik
YİĞİN: Daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir
YİĞİT: 1- Yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- Delikanlı, cıvan, genç 3- Koca, eş
YİLUN: (Yulun) İri, heybetli, gösterişli, cesim
YİNÇKE: İnce, zarif, narin
YİNÇKELÜ: Nazik, anlayışlı, kibar
YİNÇÜ: 1- İnce, zarif 2- İnci
YİNDEK: Daimi, ebedi, sürekli, kalıcı
YİR: Yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya
YİRÇİ: Kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren
YİRDEŞ: Yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan
YİRDİNÇÜ: (Yirtinçü) Evren, kainat
YİRGA: Mesut, mutlu, mutluluk dolu
YİRTİNÇÜ: Evren, kainat
YİSUN: (yasun, yosun) Doğa, tabiat, yeşillik
YİTER: Varis, mirasyedi
YİTİK: 1- Yetik, olgun 2- Keskin 3- Kayıp
YİTİRMİŞ: Yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul
YİTÜT: Meziyet, maharet, beceri
YİZEK: Askeri kılavuz, öncü
YOĞANAK: Yığınak, kütle
YOĞÇI: Yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı
YOĞUN: Kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış
YOKUŞ: Yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır
YOL: Üzerinden gidilen…mec. 1- Kut, mut, baht, yazgı, kader 2- Örf, adet, töre, gelenek
teamül, ilke, tarz, gidişat
YOLA: 1- Örf, adet, usul, erkan 2- Meşale, kandil
YOLAÇ: Yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü
YOLAÇAN: birl. Yol/Açan Önder, öncü
YOLAK: birl. Yol/ak 1- Dürüst, namuslu, temiz 2- Çığır, yenilik, gidişat 3-Kısa yol, kestirme yol
YOLALDI: birl. Yol/Aldı 1- İlerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- Terbiyeli, yola gelmiş, geleneklerine bağlı
YOLBAK: (Yolbaka, yolbakan) Konuksever, misafirperver
YOLBİLİR: birl. Yol/Bilir Görgülü, bilgili, usul erkan sahibi
YOLÇU: 1- Önder, başkan, şef, lider 2- Peygamber, nebi 3- Gelenekçi, muhafazakar 4- Yolcu, yola çıkmış, yolunda giden
YOLDAM: 1- Uysal, yola gelen, yolunda giden 2- Usul, metot, tarz
YOLDAŞ: Aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı
YOLERİ: birl. Yol/Eri 1- Töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli
YOLKULU: birl. Yol/Kulu mec. Töreye ve kurallara bağlı
YOLLUK: (Yolluğ) 1- Kutlu, mübarek 2- Olgun, ergin 3- Halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar
YOLOĞLU: birl. Yol/Oğlu 1- Fedai, serdengeçti 2- Adak, adanmış, kurban 3- Bağlı, kendini töreye bağlamış
YOLUM: Usul, kaide, prensip
YONAT: Tam, eksiksiz, kusursuz
YONCA: Sulu yerlerde yetişen bir bitki türü
YORÇU: 1- Askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- Yorumcu, yorumlayan, eleştirmen
YORDAM: 1- Alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- Jest, eda, işve, naz
YORGA: (Yurga) Rahvan giden at
YORNUK: İstirahat, istirahatgah, dinlenme yeri
YOVAŞ: (Yavaş) Çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim
YÖNDEM: (Yöntem) Usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan
YÖNET: 1- Biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli
YÖNTEM: (Yöndem)
YÖNTEN: Uslup, tarz, biçim
YÖRGENÇ: Dağ dönemeci, dağ yolu
YÖRTEM: Usul, biçim, tarz
YÖYEN: Mevsim, sezon
YUĞAK: Bir su kuşu
YUĞKA: İnce
YUĞRUŞ: (Yukruş, Yukruç) Eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve
yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan kişi.
YULA: 1- Su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- Işıldak, ışık veren, meşale, kandil
YULU: Adalet
YULYU: (Yulu, yuluk, Yulug) 1- Yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı, bakımlı 4- Yağma, yağmacı
YULUĞBİRİM: birl. Yuluğ/Birim
Uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi
YULUK: 1- Traşlı, matruş, bakımlı 2- Yağmacı
YULUM: 1- Fedakar, yardımsever 2- Yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı
YULUN: Yolcu, yola giden
YUM: Mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık
YUMLU: Mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu
YUMRU: 1- Yumulu, yumuk, yumruk 2- İri, heybetli, gösterişli
YUMUK: Gül, goncagül
YUMUŞ: (Yumuç) 1- Söz, öğüt, nasihat 2- Emir, ferman, buyruk 3- Müjde, müjdeli haber 4- Yumuk,yumulmuş, yumruk
YUMUTGAN: Yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik
YUNAK: Üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası
YUNMUŞ: Yıkanmış, temiz, titiz, arık
YUNT: 1- Çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- Terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- Uygarlık,medeniyet
YURÇI: 1- Becerikli, mahir 2- Yirçi, yer gösteren, rehber
YURGA: Rahvan giden at.
YURT: 1- Vatan, kutsanmış toprak 2- Kaynak, asıl, kök 3- Uygarlık, medeniyet 4- Çadır, oba, ev
YURTLAK: Yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer.
YUTLUK: Kayıp, zarar
YUTUM: Yudum, damla, tike, parça
YUVANÇ: Teselli
YÜCE: Yüksek, ulu, alicenap, haşmetli
YÜCEL: Yücelik, ululuk, haşmet.
YÜĞNEK: Alçak gönüllü, mütevazı.
YÜĞNÜK: Salih, temiz
YÜĞRÜK: Yürük.
YÜĞÜNT: Selam
YÜKNÜ: Secde, secdede olan
YÜKSEL: Yükseklik, ululuk, büyüklük
YÜKSELEN: Ulu, kişi.
YÜKSELİŞ: Büyüklük, ululuk, ikbal
YÜKÜN: Baş eğme, saygı duruşu, tazim.
YÜKÜNÇ: Eğilme, reverans
YÜKÜNGEN: Eğilen, reverans yapan, saygılı
YÜKÜNTÜR: Baş eğdirir, diz çöktürür.
YÜKÜNÜK: Eğilme, reverans
YÜKÜNÜR: İbadet eden
YÜLEK: Okun arkasındaki, denge tüyü.
YÜNKÜL: Hafif, narin
YÜRE: Daire, helezon, çember
YÜREĞİR: Yürekli, cesur
YÜREKLİ: Cesur, korkusuz.
YÜRİK: Yaşam, hayat,, ömür, geçim.
YÜRÜM: Yaşam, hayat, ömür
YÜZAK: birl. Yüz/Ak Masum, günahsız.
YÜZAKI: birl. Yüz/Akı Masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri
YÜZLÜG: (Yüzlüg, yüzlük) Soylu, dürüst, namuslu.

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #6 : 04 Nisan 2010, 12:38:50 »
YARATUR: Yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici
YARAY: Usta, ehil, beceri sahibi
YARAYLI: uygun, münasip, yararlı
YARÇI: Ortak, şerik, hissedar
YARDAK: Yardımcı, asistan, muavin, refik
YARGAN: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- Koruyucu, muhafazakar 3- Mahkeme,
yüksek mahkeme
YARGI: Hukuk, hüküm, mahkeme, adalet
YARGICI: (yarguçu, yagıçı, yargıç) Yargıç hakim, yargı mercii
YARGIÇ: Yargıcı, hakim
YARGIÇU: Yargıç
YARGIN: (yarkın) 1- Gün ışığı 2- Şimşek, çakın 3- Canan, arkadaş, dost 4- Güler yüzlü
YARGUÇİ: yargıcı, yargıç, hakim
YARIM: 1- Yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- Bölüm, bölünmüş
YARIP: Yarı, yarım, bölük, bölünmüş
YARIŞ: 1- Bölüş, bölüm 2- Müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma
YARIZ: Yarıcı, seri, çabuk, hızlı
YARLIG: 1- Bağışlama, acıma 2- Ferman, buyruk
YARLIGAÇ: İnayet, yardım, bağış, merhamet
YARLIGAMAS: Acımasız, acımaz, bağışlamaz
YARLIGAMIŞ: Bağışlayıcı, merhametli, rahman
YARLIGAN: Rahman, bağışlayıcı
YARLIGAR: Bağışlayıcı
YARLIGASUN: Bağışlayıcı, rahman
YARLIK: 1- Esirgeme, bağışlama 2- Buyruk, ferman
YARLUĞ: İrade, istem, buyruk
YARLUK: Muhtaç, yoksul
YARLUKA: Bağış, lütuf, koruma
YARMAKAN: (Yarmayan) Armağan, hediye
YARP: (yarıp) Durgun, sabit
YARPAN: (Yarban, yarıban) Sabit, sakin, kendi halinde
YARŞI: Hissedar, ortak
YARTIM: 1- Kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek
YARUK: 1- Işık, ziya, nur 2- Zırh, koruyucu
YASA: (Yasağ, yasak) Yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak
YASAÇU: (Yasacı) 1- Parlamenter, Yasa yapan, yasa koyucu 2- Yasaya bağlı, yasal
YASAĞ: yasak, yasa
YASAL: 1- Disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- Yasalara uygun, nizami
YASAN: 1- Tertip, düzen, tasarı, plan 2- İşaret, alamet, karar
YASAR: (Yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan
YASATAN: Yasalara saygılı
YASATUR: birl. Yasa/Tur Yasaya bağlı, yasayı uygulayan
YASAVUL: Yasayı korumak ve uygulamakla görevli memur. Zabıta, polis
YASGUÇ: Nikap, gizlilik
YASUN: (Yisun, İsun) Doğa, tabiat
YASUT: (yasıt) Onur, şeref, haysiyet
YASVUL: (Yasavul) 1- Polis, bekçi 2- Mübaşir
YAŞ: Yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik
YAŞAGU: Ömür, yaşam, canlılık
YAŞAM: Hayat, ömür, dirlik
YAŞAR: Ömür, yaşam, hayatta kalış.
YAŞIL: 1- Yeşil renk mec.Tazelik, gençlik, zindelik 2- Yeşillik, çimenlik
YAŞIN: 1- Gizlilik, gizem 2- Şimşek, çakın
YAŞIT: 1- Genç, körpe, taze 2- Eş, denk, eşit
YAŞLAK: Giz, sır, esrar, gizli kalması gereken
YAŞRU: Giz, gizlilik, gizem
YAŞUK: 1- Işık, ışın, şua 2- Aşkın, aşık, aşmış
YAŞURGAN: Ketum, sıkı ağızlı, sır vermez
YATAĞAN: (yatağan, yatakan) 1- Kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- Tembel, miskin 3-Borcunu ödemeyen, üstüne yatan (Uygurlarda)
YATI: Yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı
YATKIN: Yatık, yatan, uygun, uygunluk
YATMAN: Muti, efendi, uyumlu, itaatkar
YATUK: 1- Yatkın, becerili, meleke sahibi 2- Tembel, ağır kanlı
YAVÇIN: (Yatçın) Konuk, yatıya gelen konuk
YAVGA: Soy, sop, nesil
YAVNIK: Sevinç, neşe
YAVRİ: Zayıf, güçten düşmüş
YAVRU: Zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen
YAVUK: Yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili
YAVUZ: (Yağız) Kara. Mec. Sert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman
YAY: 1- Yaz mevsimi 2- Silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik
YAYAK: yaya, piyade
YAYGARU: Bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman
YAYGIN: Yayık, yayılmış
YAYGIR: (Yaykır) Uzay, sema, yıldızlar alemi
YAYIK: 1- Yaygın, geniş, genişlemiş 2- Tufan, deprem 3- Altay destanlarında adı geçen, Tanrı Bayülken’in oğullarından
YAYIN: Serap, feyezan
YAYKIRU: Sema, feza, uzay
YAYLA: Yaz yeri, yazlık. Bahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge
YAYLAERİ: birl. Yayla/Eri Yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan
YAYLAK: Yayla, yazlık, sayfiye
YAYLIM: Yayılım, yayılma yeri, otlak, mera
YAYMUT: birl. Yay/Mut Yaz sevinci
YAYUÇI: Yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan
YAYUK: 1- Yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- Deprem, yer sarsıntısı
YAZAL: Takı, süs, ziynet, mücevher
YAZDIÇ: Anıt, kitabe
YAZGAN: Yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından
YAZGI: 1- Yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- Tanrısal, ilahi
YAZGULU: Talihli, bahtı açık
YAZIÇU: Yazıcı, katip
YAZIM: Yazgı, mukadderat
YAZIN: 1- Yaz vakti, bahar vakti 2- Kader, alın yazısı
YAZINÇ: Kader, alın yazısı, yazgı
YAZIR: 1- Çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- Çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip
YALIKSUZ: Günahsız
YEDEN: 1- Yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- Yetkin, yeterli, usta
YEĞ: (Yek, yeke) 1- Yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- Soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz
YEĞEN: 1- Yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- Kardeş çocuğu (Babası ya da anası ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3- Güveyi, damat
YEĞİN: 1- Üstün, faik 2- Bereketli 3- Çok güçlü, hızlı, şiddetli
YEĞİNEK: 1- Yığınak, küme 2- Üstün, faik, daha iyice
YEĞNİ: 1- hafif 2- Alçak gönüllü, mütevazı
YEĞREK: (Yekrek) Etfal, evla, iyi, üstün
YEKREK: Evla, iyi, üstün, daha iyi
YEKSEK: Tedbirli, ihtiyatkar
YEKÜL: (Yeğül) Yeğni, faik, üstün, muzaffer
YEL: Rüzgar, esi
YELÇİ: Yel gibi, hızlı
YELEÇ: Havadar, yel alan
YELEGEN: Hızlı, süratli, yel gibi
YELEĞİN: Yel alan yer, rüzgarlı yer
YELEK: 1- yel gibi, hızlı 2- Okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- Kolsuz ve yakasız üst giyeceği
YELEKİN: (Yeleğin) Rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer
YELEN: 1- Arzu, istek, dilek 2- Fırtına
YELES: Yel esintisi, havadar, rüzgarlı
YELESER: birl. Yel/Eser Esintili, havadar, yel esen..
YELESEY: birl. Yel/Esey Yel esintisi
YELİM: Hareket, eylem, devinim
YELİN: 1- Yel uğrağı, yel alan yer 2- Yel değişi, yel teması
YELİS: Havalı, havadar, rüzgarlı
YELİZ: birl. Yel/İz Havadar, rüzgarlı, havalı
YELKİM: Havadar, havası güzel yer
YELKİN: 1- Konuk 2- Hızlı, yol gibi
YELME: Öncü, yol gösteren, mihmandar
YEN: 1- Yenmek, alt etmek 2- Deri 3- Yeni, yenilik, orijinal
YENCİLEK: Hafif, yeğin, narin, ince
YENDÜN: Tercih, seçim, referans
YENGİ: 1- Yeni, orijinal 2- Zafer, utku
YENİN: Galip, muzaffer, utkan
YENİŞ: Galebe, galibiyet, utku
YENTÜR: Kalender

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #7 : 04 Nisan 2010, 12:39:43 »
YABAYapa, yapu) 1- Yapı, oluşum 2- Alet, edevat
YABAGU: Yabgu, genel vali
YABALAK: (Yablak) Dayanıklı, metin, mütehammil
YABAN: 1- Yabancı, yabani, vahşi 2- Yapan, yapıcı
YABAY: Yapay, yapan, yapıcı, yapılmış
YABGU: 1- Üst düzey yönetici, genel vali 2- Merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi, Göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan
YABIR: 1- Yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- Güreşçi, dövüşçü
YABIT: Yapı, yapıt, eser, mamulat
YAD: Yabancı, el, değişik, farklı
YADA: 1- Yabancı, yabancılık 2- Büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş
YADAÇI: 1-Yaya, piyade 2-yada taşını kullanan
YADEL: birl. Yad/Er Gurbet, yabancı memleket
YADU: Yadçı, yad edici
YAGLA: Talan, yağma
YAĞADUR: Yağış, yağmur, bolluk, bereket
YAĞAN: (Yagan, yakan) 1- Ucu ateşli ok 2- Yağmur 3- Gökten inen nur 4- Yakın, yar, canan
YAĞDIKAR: birl. Yağdı/Kar (kar yağarken doğan)
YAĞDIBASAN: birl. Yağdı/Basan Düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden
YAĞISAVAN: birl. Yağı/Savan Düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan
YAĞISIYAN: birl. Yağı/Sıyan (defeden,kovan)
YAĞIŞ: (Yakız- Yavuz) Kara, yanarak kararmış, karaya çalan mec. Cesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit
YAĞMA: Ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk
YAĞMUR: Yağmur yağışı
YAĞMURCA: 1- Sessiz ve kısa süren yağmur 2- Bir geyik türü
YAĞRIK: Yakarış, dilek, niyaz
YAĞRIKÇI: 1- Yakarıcı, duacı 2- Faydalı, yararlı, işe yarayan
YAĞUK: (Yavuk) Sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı
YAKA: 1- Sınır, sınır bölgesi 2- Kıyı, sahil
YAKACIK: Dağ eteği
YAKAK: Ucu ateşli ok
YAKAN: 1- Yakıcı, yok edici 2- yağan
YAKARCA: Yakan, sıcaklığı artıran
YAKARI: Dua, temenni, yakarış, dilek
YAKI: 1- İlaç, em 2- Yakıcı, yakan
YAKIT: Yakılan, enerji, ısı kaynağı
YAKŞI: Yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi
YAKŞILIK: İyilik, güzellik, uygunluk
YAKTU: Işık, meşale, aydınlık
YAKURA: Yakın, yakınlık duygusu
YAKUŞUK: Yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu
YAKUT: Yakıt, enerji, yakılan
YAKUZ: (Yağız)
YALABIR: Parlak, parıldayan
YALABUK: Parlak, parlayan, ışık saçan
YALAP: Parlak, ışıltı, ışık saçan
Eski dönem, Tanrı ad ve sıfatlarından
YALAV: Alev, yalaz
YALAVAÇ: (Yalvaç)
YALAZ: 1- Yalın, çıplak, aleni 2- Yalın, parlak, ışıklı, alev
YALÇIN: Dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz
YALDIR: 1- Parlak, parlayan 2- Yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü
YALDIRAN: 1- Yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- Parlak, parlaklık veren
YALDIRIM: Yıldırım
YALDIZ: Yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan
YALDRUK: (Yaldırık) Parlak, parlatılmış
YALGIN: Serap, yanıltıcı, görüntü
YALIM: 1- Ateş, kıvılcım 2- Kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- Yüksek kayalık
YALIN: 1- Alev, parlaklık 2- Çıplak, net, açıkta olan, açık 3- Kınsız, kılıfsız kılıç 4- Tek başına, yalnız, korumasız
YALINCA: Yalnız, tek başına
YALINÇAK: Fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz
YALMA: Yağmurluk, pelerin
YALMAN: 1- Kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- Eğimli, dik tepe
YALTUK: Yalınlık, yalın olma hali
YALUNMUŞ: Yalın, çıplak, saf, arınmış
YALUY: Büyü, tılsım, sihir
YALVAÇ: Elçi, resul, nebi, peygamber
YAM: 1- Ulak atı 2- At gibi, ata benzeyen 3- Çöl, kıymık
YAMAÇ: 1- Bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf
YAMAN: 1- Müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü
YAMÇI: 1- Ulak, postacı 2- Ulak atı, postacı atı 3- Yağmurluk 4- Kalın, kolsuz yelek, kuzu derisiyle kaplı giysi
YAMI: 1- Ulak atı 2- Çöp, kıymık 3- İtibar, nüfuz
YAMTAR: 1- Yaman, güçlü, kuvvetli 2- Yağmurluk 3- Obur, iştahlı
YAMUN: Denetleyici, murakıp, müfettiş
YANAÇI: (Yanaç) Canip, candan
YANAĞ: (Yanak) Yanak, kısım, yan
YANAR: 1- Işıltı, ışık 2- Ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı
YANAŞIK: 1- Ev kızı 2- Evlatlık alınmış, kız çocuğu
YANBAŞ: Sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar
YANÇ: (Yanıç) Hilal, yarım ay biçiminde
YANÇI: At zırhı
YANÇUK: (Yancık) At zırhı, at örtüsü
YANDAŞ: Yanında duran, destekleyen, taraftar
YANDIK: Heybetli, gösterişli, azametli
YANDU: İnançlı, inanmış, imanlı
YANGAK: 1- Yanak 2- yanık, sevdalı
YANGAL: Isı, hararet, ateş, ateşlilik
YANGIR: Hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma
YANI: Cilve, işve, can yakıcılık
YANIK: Sevdalı, aşık, istekli
YANIT: 1- Ödül, mükafat 2- Karışık
YANK: (Yang) Metod, tarz, usul
YANKU: (Yankı) Aksi seda, eko
YANKUÇİ: Mübaşir, mahkeme memuru
YANTIR: Şehla, şehla gözlü
YANTUK: Gösterişli, azametli
YANTUT: Bedel, tazminat
YANUÇ: İnce, zayıf, narin
YANUK: 1- Esmer tenli, kara 2- Tutkun, aşık, sevdalı
YANULMAS: Yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite
YANUT: 1- Yanıt, karşılık 2- Ödül, mükafat
YAPA: 1- Yaba, yapma, çaba, enerji 2- Bütün, hep, bütünlük 3- Vefa
YAPAGI: Yapağı
YAPAN: 1- Yapıcı 2- Yaban, vahşi
YAPAR: Yapıcı, üretken, olumlu
YAPARLI: Olumlu, yapıcı
YAPI: Mamul, yapılmış
YAPINÇ: (Yapınçak) Yapılmış, mamul, üretilmiş
YAPRAK: (Yapurgak) Ağaç ve çiçek yaprağı
YAPSIK: Memnuniyet, neşe, meftunluk
YAPŞIN: Yapıcı, olumlu, becerikli
YAPURGAK: (Yaprak)
YAR: (Yarı) 1- Uçurum, dik bayır 2- Tanzim, tertip, organizasyon
YARAGU: Yarar, fayda, faydalı, yararlı
YARAĞ: (Yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- Silah, zırh, kalkan
YARAŞUK: Uyumlu, ahenkli, barışsever
YARAŞUR: Uygun, münasip, layık
YARATGAN: Yaratan, yaratıcı
YARATU: Yaratma, tertipleme, düzenleme
YARATUN: Yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #8 : 04 Nisan 2010, 12:40:54 »
--------------------------------------------------------------------------------

UYGUL: Uyumlu
UYGUN: 1- Yakışıklı, güzel, elverişli 2- Geçimli, dirlikçi, imtizaçlı
UYGUR: (uygar)
Türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan Türk boyu. Kağıdı,
akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren Türk boyu
UYGUT: Uyumlu, ahenkli, uygar
UYGUTALP: birl. Uygut/Alp
UYLAŞ: 1- Uyum, geçim, dirlik, düzen 2- Fikir, düşünce, tefekkür
UYLAŞI: Uyum, geçim, barış
UYSAL: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim
UYTUN: Kutlu, mübarek
UYUM: Uygunluk, denklik, ahenk, armoni
UZ: Us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım
UZA: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- Eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- Geçiş, geçit
UZAK. 1- Uzman, usta, sanatkar 2- Güçlü, egemen, başarılı
UZAM: Uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta
UZAN: Uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir
UZAY: Feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş
UZDU: Ezeli, çok eski, kadim
UZEL: birl. Uz/El Usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı
UZELLİ: Usta, maharetli, elinden iş gelen
UZLUK: İhtisas, uzmanlık
UZMA: Kalifiye, uzman, pir
UZMAN: Usta, pir, otorite
UZUG: Uyanık, dikkatli, müteyakkız
UZUN: (Usun) 1- Uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi
ÜÇ:Üç sayısı. (Türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan)
ÜGE: (Üyge) Ünlü, meşhur
ÜGİT: Öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon
ÜĞDÜL: Bahşiş, ihsan
ÜKELGE: Armağan, bahşiş
ÜLEGÜ: Bölüm, kısım, pay
ÜLEŞÜR: Bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı
ÜLGEN: 1- Ulu, kebir 2- İri, büyük, heybetli, geniş
Eski dönem Tanrılarından ( Türk mitolojisinde İyilik Tanrısı)
ÜLGİ: Örnek, numune
ÜLGÜDÜR: Örnek, numune
ÜLGÜT: Örnek, numune
ÜLKE: Bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt
ÜLKEM: Ülke, memleket sevgisi
ÜLKEN: (Ülgen)
ÜLKER: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- Yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3- Kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav
ÜLKER ÇERİĞ: Savaş hilesi, savaş taktiği
ÜLKÜ: 1- İdeal, hedef, olacağına inanılan..”Olan, değil, olması gereken..” 2- Prensip, adet, düstur 10- Üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı
ÜLKÜCÜ: Ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen
ÜLKÜDAŞ: Aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse
ÜLKÜM: Ülkü sevgisi
ÜLÜGLÜ: Talihli, kısmetli,bahtı açık
ÜLÜK: (ülüg) Kısmet, nasip, pay
ÜLÜKBULMUŞ: birl. Ülük/Bulmuş
Uygur kağanlarının unvanlarından
ÜLÜŞ: 1- Bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- Konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu için ayrılan ve saklanan pay
ÜMİT: Umut ÜN: 1- Ses, seda 2- Şöhret, nam
ÜNAL: 1- Ün/Al 2- İnal (Han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey)
ÜNALDI: birl. Ün/Aldı Ünlü, meşhur
ÜNDEV: Namlı, meşhur
ÜNLÜ: 1- Meşhur, namlı, tanınmış 2- Gür sesli, sesini duyuran
ÜREGEN: Bereketli, münbit
ÜREGİR: Bolluk, bereket, üretkenlik
ÜREK: Yürek, kalp
ÜREKLÜ: Cesur, yiğit
ÜRENTUYUN: birl. Üren/Tuyun
Eski dönem, Yakut Tanrı adlarından
ÜRGAN: Kıvılcım, şerare
ÜRGÜÇ: Körük, demirci körüğü
ÜRK: Dehşet, korku, çekince
ÜRKMEZ: Cesur, korkusuz
ÜRKÜT: Ürkütücü, dehşet verici
ÜRÜK: Süregen, daimi
ÜRÜN: Döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan
ÜRÜNDÜK: Verimli, seçkin, güzide
ÜRÜNDÜL: Seçkin, güzide
ÜRÜNG: 1- Maneviyat, manevi güç, 2- Temiz, pak
ÜSTE: Galip, faik
ÜSTEK: Üstün, galip, faik
ÜSTÜN: Üstte olan, galip, faik, muzaffer
ÜSTÜNGÜ: Üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece
ÜTGÜR: Hızlı, seri, çabuk
ÜYEN: 1- İlkeli, özüne bağlı 2- İyilik sever, temiz yürekli
ÜYGE: İyi, yararlı, zararsız
ÜYGEN: İyilik dolu, temiz kalpli
ÜYGENARIK: birl. Üygen/Arık
Altay, Tuva, Sogay destanlarında adı geçen bir Tanrıça
ÜZBE: Üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı
ÜZLÜNÇÜĞ: Olağanüstü, fevkalade
ÜZÜT: Can, ruh, öz, tin

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #9 : 04 Nisan 2010, 12:41:45 »
UBUT:Ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük
UC: Uç, sınır
UCAS: İddia, bahis
UCUD: Yeryüzü, dünya
UCUN: Uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi
UÇ: 1- Son, bitim, sınır, kıyı 2- Aşırılık, ekstrem 3- Herhangi bir nesnenin sivri kısmı
4- Ordu kanadı, kol, cenah
UÇA: 1- Koruma, himaye, arka 2- Uç, sınır, limit 3- Kendini aşmış, yüksek, ulu
UÇAR: 1- Haber, havadis 2- Kanıt, delil 3- Göğe yakın, Tanrıya yakın, dindar 4- Uçarı,
vurdumduymaz
UÇBEY: birl. Uç/Bey
Sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı
UÇGUN: 1- Kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- Kıvılcım
UÇKAN: Uçan, uçucu
UÇKARA: birl. Uç/Kara ..Sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü
UÇKUN: Uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı
UÇMAĞ: (Uçmak) Cennet
UÇSIZ: Sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine..
UÇUK: Uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı
UÇUMAK: Uçmak, cennet
UÇUR: Devir, dönem
UÇURAN: Kam
UÇURUM: Son, uzak, uzak nokta, uçYasaqkelime, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar
UÇUZ: birl. Uç/Uz 1- Alçak gönüllü 2- Basit, kolay
UD: (Ut) 1- Arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- Uyuma, uyku
UDAR: 1- Takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- Yener, galip gelir
UDU: Uyku
UDUK: Uyanık, diri
UDUM: Art arka, arkası sıra
UDUN: 1- Hüner, beceri 2- Sönmüş, sönük
UDUZ: 1- Mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- Yollayan, sevk eden
UGAN: Kaadir, yaratan ve hükmeden, Ali, yüksek, kudretli
Çok eski dönemlerden beri, Tanrı ve Tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, Türklerin ilk
Müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre Tanrı adı olarak kullanılmıştır.
UGIN: Fikir, düşünce
UGIŞ: Zeka, üretkenlik
UGUZ: Kutlu, mübarek
UĞRAK: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- Savaşa giderken, Askerlerin, aile ya da
eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- Uğranılan yer
UĞRAŞ: 1- Düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- Mücadele, savaşım, savaş, Karşılaşma, karşı karşıya gelme
UĞRAŞI: Meslek, iş, çaba, savaşım, geçim
UĞRUK: Savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer
UĞRUN: Yan bakış, gizlice bakış
UĞUR: 1- Baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- Süre, zaman
UĞURAL: Uğurlu, kutlu, bahtı açık
UĞURÇAL: birl. Uğur/Çal (Sürmek, değdirmek)
UĞUŞ: Akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri
UKUŞ: Zeka, akıl, yetenek
UL: 1- Temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- İşaret, nişan, iz
ULA: Temel, esas, esaslı
ULAÇ: 1- Ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- İsabet 3- Tim, takım, müfreze
ULAÇLI: Ulaştıran, ulak
ULAĞ: 1- Soy, nesil 2- Maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- Bağ, zincir
ULAK: 1- Ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi
ULAKÇI: Haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı
ULAM: 1- Eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- Dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli
4- Ululama, selamlama, temenna
Yasaqkelime: 1- Bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- Ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- Taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan
ULANBATUR: birl. Yasaqkelime/Batur Ünlü ve ulu kahraman
ULANDI: Ululandı, kutsandı, kutlu
ULANMIŞ: Ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer
ULAR: 1- Bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- Erkek keklik
ULAŞ: 1- Ululuk, ululaşma, yücelik 2- Oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma
Ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- Savaş uranı,
savaş narası 6- Kent, kent arazisi 7- İsabet
ULAŞLU: 1- Amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- Ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici
3- Kentli, zengin, varlıklı
ULAT: Bağlayıcı, birleştirici
ULCA: 1- Ezeli, eskiden beri var olan 2- Pay, ganimet, savaş ganimeti
ULCAŞ: 1- Tazim, ululama, büyükleme 2- Bölüşüm, paylaşım, ganimet
ULDIZ: Yıldız
ULIÇ: Yavru, yaren, sevilen ve korunan
ULIÇIM: Yavru, yavrucak
ULIG: Uluma, yakınma, sızlanma
ULIŞ: Uluyuş, kurt gibi ulayış
ULU: (Ulug, Uluğ) Yüce, yüksek, mübarek
ULUCA: 1- Ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- Üst düzey yönetici, erk sahibi
ULUÇ: 1- Temel, esas, oluş, ulaş 2- Bağ, bağlantı, ilişki 3- Uluyuş, uluma
ULUĞAYGUÇİ: birl. Ulu/Ayguçi
Göktürkler ve özellikle Uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak
kullanılmıştır.
ULUĞNOYAN: birl. Ulu/Noyan
Çengiz Kagan döneminde “Başkomutanlık” sıfatı olarak kullanılan bir unvan
ULUKOYUN: birl. Ulu/Koyun
Yakut destanlarında adı geçen “Ateş Tanrısı”
ULULA: Yücelt, yükselt, mübarek kıl
ULUM: Debdebe, şaşa, gösteriş
ULUN: (Yasaqkelime, İlun) Ulu, ululanmış
ULUNYEGE: birl. Ulun/Yeke Sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım
ULURAK: Ulu, kebir, en büyük
ULUS: 1- Ul (Temel, kök, esas) dan…Ul/Uz 2- Ülüş, bölüm, kesim, topluluk…dan boy, halk, millet,budun (Uygurlarda)
ULUŞ: Pay, bölüm
ULUTOYUN: birl. Ulu/Toyun
Yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen Tanrı
UMAK: Irk, soy, kemik
UMAN: Umutlu, bekleyen
UMANÇ: 1- Umutluluk 2- İntizar
UMAR: Umutlu
UMAY: Koruyucu, şefkatli, iyiliksever
Eski dönem, Tanrıçalarından ( Halen, Altay ve tüm Kuzey Türkleri arasında çocukları sevip,
koruduğuna inanılır)
UMDI: Arzu, beklenti
UMDU: Ümit, ümitli
UMUCA: Umutlu bekleyiş
UMUÇ: Rica, yakarış, beklenti
UMUG: 1- Ümit, destek, dayanak 2- Sığınma, iltica
UMUNÇ: Rica, beklenti
UMUR: Umar, ümitli
UMUŞ: Beklenti
UMUT: Umuş, ümit, beklenti
UNAT: Doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli
UNGAN: (Ungan) 1- Bağlı, bağımlı 2- Bahtiyar, doğru yolda olan
UR: 1- Uğur, baht, mutluluk 2- Vur, vurmak, darbe
URAGUT: Dişi, üretken, tohum, tohumluk
URAK: Orak, doğrayıcı, biçici
URAN: 1- Savaş narası, nara 2- Vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola
URAS: 1-Kut, baht, mutluluk 2- Ateş bakışlı
URAZ: Uras, kut, baht
URAZLI: Mutlu, bahtiyar
URKU: Uğur, baht, talih
URPAK: (Urpağ) 1- Evlat, uşak 2- Kibar, nazik
URUK: 1- Boy, ok, ulus 2- Vuruk, vurgun
URUL: 1- Tür, cins 2- Örs
URULU: Cins, soylu
URUM: 1- Şeref, onur, haysiyet 2- Meleke, beceri, yatkınlık
URUMDAY: Panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş
URUN: 1- Orun, şeref, itibar 2- Miktar, adet
URUNÇA: 1- Şerefli, onurlu 2- Emanet, rehin
URUNGU: 1- Şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- Eğitim ve talim kılıcı
URUS: 1- Orus, uras, uraz) 2- Uruş, kırış, savaş
URUŞ: Vuruş, döğüş, kırış, savaş
URUŞKAN: Savaşçı, cengaver
URUT: 1- Aşama, merhale 2- Amaç, maksat, hedef
URUZ: 1- Uraz, uras 2-Vuruş, dövüş
US: Öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk
USAN: Uslu, akıllı, usta, uzman
USBOL: birl. Us/Bol ..Dahi, üstün zekalı
USLU: Akıllı, uzman, üstad
USLUM: Becerikli, mahir
USLUY: Deneyimli, tecrübeli
USUK: Uslu, akıllı, zeki
USUN: 1- Uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- Gerçek, sahih
UŞAK: Çocuk, genç, taze, ufaklık
UTA: 1- Tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- Zafer, galibiyet
UTACI: Doktor, eczacı, iyileştirici
UTAMAN: 1- Utkan, galip, muzaffer 2- Eczacı, doktor 3- Edepli, mahçup, sıkılgan
UTAN: 1- Galip, muzaffer 2- Utanma, ar, mahçubiyet
UTANGAN: Utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan
UTAR: 1- Yener, utkan, galip 2- İyileştirici 3- Kovalayan, takip eden
UTAŞ. 1- Yardım, imdat 2- Galibiyet, zafer, utku 3- Takip, kovalamaca
UTGUÇU: Galip, muzaffer
UTKU: Zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son
UTLU: 1- Galip, muzaffer 2- Sıkılgan, mahçup
UTUGLU: Galip, muzaffer
UTUŞ: Yenme, galibiyet, zafer
UVUT: Utanma duygusu, edep, ar
UYAN: 1- Dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- İman, inanç
UYANIK: Dikkatli, tedbirli
UYAR: Uyumlu, uygun
UYAV: Uyanık, fatin, ferasetli
UYDAÇI: Mürşid, yol gösteren, öğretmen
UYGAN: 1- Uyumlu, geçimli, uysal 2- Bağlı, tabi, muti
UYGAR: (Uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni
UYGU: Ahenk, uyum
UYGUL: Uyumlu

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #10 : 04 Nisan 2010, 12:42:40 »
OZUL: Esas, kaide
OZUT: İkamet, ikametgah
OZUTGAN: İleride, ilerici
ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
ÖBGE: Ced, Ata, Soy
ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
ÖCÜT: İntikam, öç
ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
ÖDÜŞ: Vakit, devir
ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
ÖGDÜ: Övme, methiye
ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
ÖĞER: Övücü, methedici
ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
ÖĞREN: Öğrenmekten
ÖĞRET: Gelenek, terbiye
ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
ÖĞTÜR: Övme, methedici
ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
ÖĞÜR: Över
ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
ÖKER: Dahi, süper zeka
ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
ÖKSÜM: Arzu, murat
ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
ÖNCEK: Önce, önceki, selef
ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
ÖNDE: Öncü, önceki
ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
ÖNDER: Önde olan öncü, lider
ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
ÖNE: İleri, ileride, ötede
ÖNEK: Dayanak, direk, destek
ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
ÖNGER: Hiddetli, asabi
ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
ÖNÜR: Başlangıç, siftah
ÖNÜRT: Önce, öncelik
ÖNÜT: Önce, öncelik
ÖPGİNE: Öpücük, buse
ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
ÖRİKLİ: Şeciyeli
ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
ÖRTE: Örtü, örtülü
ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
ÖRÜM: Çit, ağıl
ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
ÖS: Gerçek, hakiki
ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
ÖTGÜR: Delici, delip geçen
ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
ÖTÜGEN: (Ötüken)
ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
ÖVET: Övüş, övgü
ÖVGÜ: Övme, methetme
ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
ÖVÜT: Öğüt, nasihat
ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
ÖYLEK: Zaman, devir
ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
ÖZİ: Fert, Şahıs
ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
ÖZKONUK: Can, ruh
ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai
ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #11 : 04 Nisan 2010, 12:43:49 »
OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
OBAR: Ev, baraka
OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
OBUT: Şeref, haysiyet
OBUZ: Kaynak, menba
OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
OCAKLI: Ocak sahibi.
OD: Ot, ateş
ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
ODAKAN: Hanım ozan
ODANA: birl. Od/Ana
Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
ODATA: birl. Od/Ata
Şamanist gelenekte “erkek melek”
ODÇU: Ateşçi
ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
ODHAN: birl. Od/Han
Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
OGLAĞU: Körpe, genç kız
OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
OGURLU: Uğurlu
OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
OGUTUR: Gizli, gizemli
OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
OĞIRCIK: Uğurcuk
OĞLAGU: Körpe kız
OĞLAK: Keçi yavrusu
OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
OĞRAMIŞ: Uğurlu
OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
birleştirme, yaratış
OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
OKİ: Çağrı, davetiye
OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
OKŞAN: Benzeyen, okşayan
OKTA: Akıllı, zeki, dahi
OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
OKUKLU: Alim, bilgin
OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
OKUTGAN: Okutan, eğitmen
OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
OLBAK: Oluş, oluşum
OLCA: Ganimet, bolluk
OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
OLÇA: Ganimet, bereket
OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
OLGAÇ: Olgun, olmuş
OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
OLUŞ: Oluşum, düzen
OMAÇ: Amaç, gaye
OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
OMRAK: Sevilen, maşuka
OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
OMURCA: Sağlam, dayanıklı
OMURTAG: Kartal yavrusu
ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
ONATÇA: Makbul, hatırşinas
ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
ONGUDAY: Karlı, kazançlı
ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
ONGUR: Kurtuluş, salah
ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
OPAN: Mağara, delhiz
OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
OPUR: Obur, iştahlı
OPUZ: Katı,sert
OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
(Kazaklarda)
ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
ORGA: Bayrak, flama
ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
ORGİR: Kesici, biçici
ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
ORMAG: Doğramak, biçmek
ORMAN: Ağaçlık, bölge
ORMUŞ: Doğrayan, biçen
ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
ORPAG: Menşe, kök, nesep
ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
ORTAÇI: Ilımlı
ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
ORTUG: Ortak, pay sahibi
ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
ORUM: Mera, otlak
ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
ORUNÇ: Hediye, bahşiş
ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
ORUNDUK: Koltuk, iskemle
ORUNGULUK: Bayrak, flama
ORUNLUG: Taht, makam
ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
OTAMIŞ: Doktor, hekim
OTANCAK: İlaç, merhem, deva
OTAR: Geçici, fani
OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
OTGUN: Kabadayı.
OTKUN: Kabadayı.
OTLUĞ(K): Ateşli
OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
OTMAR: Ateşli, ateş saçan
OVAT: Düzgün, muntazam
OVLAZ: Gözü pek, atılgan
OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
OYAZ: Çukur, kuyu
OYBAK: Çukurlu vadi
OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
OYINLI: Düşünceli, efkarlı
OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
OYMUR: Dere, dere yatağı
OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
OYRAM: Girdap, anafor
OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
OYTUN: Kutsanmış, mübarek
OYUR: Vücut, endam
OZ: İleri, ön, önde
OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
OZMAN: Uzman
OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #12 : 04 Nisan 2010, 12:44:40 »
TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay
TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- Tıkaç,kapak, bent, set
TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar
TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk
TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar
TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş.
TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul
Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere
verilen ad.
TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna
TULAN: Dolu, olgun, kamil
TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun
TULGA: Tolga, miğfer
TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik
TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer
TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna
TULKİ: Tilki
TULTAG: Sakin, kendinden emin
TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna
TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği
TUMA: Yeğen, kuzen
TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
TUMAÇIM: Kız kuzen
TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis
TUMAN: Duman, sis
TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde
TUMGAN: Tuman, sis
TUMRUL: Dumrul, Demir ucu
TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı
TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir
TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik
TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık
TUNGUT: Evlatlık
TUNUÇ: Tunç
TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı
TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı
TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür
TURAL: Durma, yaşama, ömür
TURAM: Olgunluk, kemal
TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün
TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
TURÇAK: Filiz, fidan
TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan
TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu
TURGAN: Duran, ömürlü
TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay
TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer
TURKAK: Nöbetçi, bekçi
TURKU: Ateşli, heyecanlı
TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür
TURŞAK : Filiz, sürgün
TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin
TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk
TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş
TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam
TUSİT: Göğün ötesi
Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından
TUSKAN: Akraba, yakın, hısım
TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan
TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
TUTA: Bahşiş, armağan
TUTAÇ: Komşu, yakın, dost
TUTAÇI: Komşu, yakın
TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık
TUTAM: Demet, buket, deste
TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
TUTAR: Tutucu, hükmedici
TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu
TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği
TUTGAN: Tutucu, fanatik
TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
TUTGUK: Esir, hapis, tutsak
TUTNAK: Destek, arka
TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık
TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet
TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş
4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali
TUTUG: Vali, askeri vali
Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir
5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin
TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence
TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet
TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet
TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan
TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak
TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket
Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi,
imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur.
TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
TUYAN: Duyan, işiten
TUYGU: Duygu, his duyumu
TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş
TUYUK: Dayak, destek, arka
TUYUN: Saygın, muteber
TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz
TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka
TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş
TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre
TÜBEK: Tübe, tepe
TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel
TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili
Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan
TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı
TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü
TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi
TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya
TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
TÜN: Gece
TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte)
TÜNEK: Gece kalınan yer
TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik
TÜNKÜR: Peri, melek
TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade
TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan
TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi
TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken
TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi
TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli
TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan
TÜŞ: Düş, rüya
TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz
TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı
TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük
TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk
TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan
TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü
TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci
TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim
TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü
TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı
TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi
TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #13 : 04 Nisan 2010, 12:45:38 »
TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı
TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
TONGA: Kaplan, Asya kaplanı.
TONGUZ: Domuz
TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı
TONSUZ: Yoksul
TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk
TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele
TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın
TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi
TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı
TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli
Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli
TORÇUK: Kozalak
TORKU: İpekli kumaş
TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham
TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
TORMU: Yaşam süresi, yaşam
TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk
TORUG: Doruk, Doru renk
TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış
TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu
TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa
TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık
TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı
TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi
TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze
TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu
TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş
TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer.
TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer
TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz
TOYMAGUR: İştahlı, obur
TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip
TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk
TÖGİ: Cömert , eli açık
TÖGÜN: Çekici, yakışıklı
TÖKMEN: Çekici, yakışıklı
TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif
TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma
TÖLEÇ: Ücret, yevmiye
TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin
TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik
TÖLİS: Bölük, bölünmüş
TÖLÜK: Tuluk, tulum
TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül
TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı
TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin
TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy
TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış
TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun
TÖRÜİÇİ: Töreye uygun
TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması
TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık
TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı
TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram
TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik
TÖŞTÜK: Düş, rüya
TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz
TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü
TUNAY: Evlatlık kız çocuğu
TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne
Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından
TUGAN: Doğan
TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay

  • cem
  • Kurucu
  • *********
Ynt: GÖKTÜRK ADLARI - ERKEK İSİMLERİ
« Yanıtla #14 : 04 Nisan 2010, 12:54:07 »
TEĞME: Değme, seçkin, farklı
TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz
TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir,
3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan
TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun
TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık
TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu
TELEK: Armağan, sungu
TEMİR: Demir
TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup …demirci ustası, silah yapımcısı
TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
TEMİRHAN: birl. Temir/Han
Eski dönem, “ Maden Tanrısı”
TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi
TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı
TENBE: At koşumu, koşum takımı
TENEKUR: Boraks madeni
TENGİZ: Deniz
TENİK: Azim, kararlılık
TENŞİ: Eşit, adil, adaletli
TEOMAN: Sis, duman, tuman
TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu
TEREÇE: İnce, narin, zarif
TEREK: Siper, koruyucu
TEREKEME: Siper, siperlik, sütre
TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun
Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü
TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı
TERNEK: Dernek, toplantı
TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir
TEYENG: Sincap
TEYMUR: Demir
TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli
TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli
TIBIK: Sakin, asude
TILSIM: Büyü, efsun, sihir
TIN: (Tin) Ruh, can, nefes
TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama)
TINGLAK: Efendi, söz dinleyen
TINGLAR: Dinler, hürmetkar
TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer
TINGLAYU: Munis, söz dinleyen
TINGLIĞ: Canlı, diri
TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses
TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
TİGREK: Çevre, daire
TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım
TİKEN: Dikili, dik, dikmiş
TİKİM: Parça, lokma
TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat
TİLBİ: Dilek
TİLEK: Murat, istek, dilek
TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan
TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman
TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz
TİLTAY: Etken, amil, neden
TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı
TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine)
Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır.
TİMUR: Demir
TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan
Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal
TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren
TİRİG: Diri, canlı, güçlü
TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim
TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş
TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu
TİRKİŞ: Kervan, kafile
TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül
TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman
TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe
TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan
TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi
TOĞMAK: (Tokmak)
TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak
TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu
TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış
TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış
TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam
TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış
TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu
TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik
TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili
TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı
Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
TOKOL: Kuma, ikinci hanım
TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik
TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli
TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş
TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık
TOKUMAK: Tokmak
TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı
TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı
TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet
TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca
dokunmuş bir kumaş
TOLAN: Eşsiz, emsalsiz
TOLAY: Bir tavşan türü
TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide
TOLGA: Miğfer, çelik başlık
TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
TOLKAN: Dolgun
TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge
TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide
TOLUHAN: birl. Tolu/Han
Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum
TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun
TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
TOMAN: Duman,sis
TOMBAY: Manda, camış
TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur.
T… Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” diyen ulu kişi.)
TON: Don, giyim, giysi, elbise


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter